Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Post Type Selectors
Son Haberler
Buradasınız: Anasayfa / Haftanın Yazısı / CUMHURİYET EKONOMİSİNİN İLK YILLARI ÜZERİNE NOSTALJİK BİR YAZI

CUMHURİYET EKONOMİSİNİN İLK YILLARI ÜZERİNE NOSTALJİK BİR YAZI

O. Ertuğrul ÖNEN

Zaman zaman eski kitaplarımı karıştırmak, onları yeniden hatırlamak vazgeçemediğim bir alışkanlığım. Hafta sonu yine bu alışkanlığımın gereğini yerine getirirken elime geçen bir kitabı yıllardır ihmal etmiş olduğumu gördüm ve ilgiyle sayfalarını çevirmeye başladım. Bir türlü elimden bırakamıyordum. Beni alıp hep içinde yer almak istediğim bir döneme götürmüştü.

Hadi sizi daha fazla merakta bırakmayayım. Prof. Dr. Feridun Ergin’in “Atatürk Zamanında Türk Ekonomisi” adını taşıyan kitabıydı elimden bırakamadığım.

Ne dersiniz, içinde yer alamamış olsak da o yıllarda ekonomi yönetimine egemen olan görüş neymiş, neler yapılmış, nasıl sonuçlar alınmış birlikte bakıp, nostalji yapmaya var mısınız?

O dönemin en belirgin özelliği, Lozan Anlaşması ile kapitülasyon zincirinin koparılmış, bağımsız bir ekonomi siyaseti izlemenin mümkün hale gelmiş olmasıdır.

Lord Curzon’un Lozan konferansı sırasında İsmet İnönü’ye söylediği “Hiçbir dediğimizi makul olduğuna, haklı olduğumuza bakmaksızın kabul etmiyorsunuz. Hepsini reddediyorsunuz. En nihayet şu kanaate vardık ki, ne reddederseniz hepsini cebimize atıyoruz. Memleketiniz haraptır. Harap bir memleketi nasıl kurtaracaksınız? İhtiyaç sebebiyle yarın para istemek için karşımıza gelip diz çöktüğünüz zaman, bugün reddettiklerinizi cebimizden birer birer çıkarıp size göstereceğiz.” Sözlerinin ve İsmet Paşa’nın ona verdiği “şimdi meseleleri halledelim, para istemek için gelirsem o zaman gösterirsiniz” şeklindeki cevabının gereği olarak genç cumhuriyet az gelişmişlik ve yoksulluk çemberini kendi güç ve imkânlarıyla kırmak mecburiyetinde kalmıştır. Yanmış, yıkılmış yoksul; Ticaret ve Sanat erbabı azınlıklarını kaybetmiş, sanayi alt yapısına sahip olmayan, tarımı en ilkel yöntemlerle yapılan, ulaşım imkânları kısıtlı, her şeyden daha vahimi savaş yorgunu, bitkin, eğitimsiz bir nüfus. Bu yetmezmiş gibi dünya tarihinin o güne kadar gördüğü ve görebileceği en ağır ekonomik buhran 1929 dünya ekonomik buhranının da genç cumhuriyetin geri kalmışlık ve yoksulluk çemberini kırma çabalarına ağır bir darbe vurması işleri daha da zorlaştırmıştı.

Ancak, kurtuluşu ve kuruluşu başarmış büyük liderin öncülüğündeki o azimli, inanmış kadro tüm güçlüklerin üstesinden gelmeye kararlıydı.

Büyük Atatürk doğmaların adamı değildir.

Prof. Dr. Feridun Ergin; Ludwig Von Mises’in Bureaucracy adını taşıyan kitabındaki “Dehâ, doktrin kalıplarına sığmayan bir niteliktir. Dâhi, sistemlere meydan okuyan, geleneklerin etkisinden sıyrılabilen ve çığır açan kişidir” söylemini dayanak alarak “Atatürk’ün pragmatist bir devlet adamı olduğunu, doktrinleri tahlil ederken pratik değerlerini ölçtüğünü, uygulama alanında sağladıkları sonuçları dikkate alarak politik ve sosyal akımlar hakkında yargıya vardığını” belirtmektedir.

Yazar, Atatürk’ün 1918’de Karlsbad’da okuduğu kitaptan defterine geçirdiği “Tutuculuk mu? Asla! Süreli değişim zorunluluğunda olan evrende bir şeyi korumak nasıl mümkün olur? Konservatörler o adamlardır ki, nehrin suyunu ellerinde tutmak isterler. Onların parmaklarında bir parça çamurdan başka bir şey kalmaz. Tutucu değilim, çünkü eskimiş ve kırılmış bir âlemi muhafaza edemem” ifadelerini de onun doğmalara esir olmayan pragmatik kişiliğinin ifadesi olarak vermiştir. Mustafa Kemal’in devraldığı Türkiye’de sermaye yoktu, girişimci var mıydı? O da yoktu. Bu nedenle “bireylerin özel girişimlerini ve faaliyetlerini esas tutmakla beraber, birçok şeyin yapılamadığını, eksikliğini göz önünde tutarak milletin ihtiyacını karşılamak üzere devletin el atmasını” öngören bir karma ekonomik model takip edilmiştir.

1929 ekonomik buhranı ile ekonomide devletin hâkim rolü daha belirgin hale gelmiş ve ilk kez planlı ekonomi modeli uygulanmaya konulmuştur.

Bakın o kadro çok kısa zamanda yokluklar içinde neleri başarmış:

  • Kurtuluş savaşı sonunda 13.888 km olan esaslı tamire muhtaç şoselerle toprak zeminden ibaret olan 4.450 km’lik yetersiz yol ağı 1926 yılına kadar 27.850 kilometrelik uzunluğa ulaştırıldı.
  • Osmanlı döneminden intikal eden demir yolu uzunluğu 4.083 km idi. Cumhuriyetin 10.yılına kadar bu şebekeye 2.213 km yeni hat ilave edildi. Yabancıların elindeki hatlar millileştirildi. Ülke doğudan batıya, kuzeyden güneye demir yolu ile ulaşılabilir hale getirildi.
  • Deniz ticaret filosu yelkenlilerle beraber 70 bin ton civarında iken 1927 de 130 bin tona çıkarıldı.
  • Bayrak için milli kabotaj tekeli oluşturuldu.
  • Köprüler menfezler yapılarak akarsular her mevsim geçilir hale getirildi.
  • 1923-1932 arasında pamuklu dokuma üretimi 3,7 milyon kilodan, 9.55 milyon kiloya çıkarıldı.
  • Yünlü mensucat üretimi 1923 de 400 tondan 1932’de 1.695 tona çıkarıldı.
  • 1923’de şeker üretimi yokken 1932’de 27.544 ton şeker üretilir konuma gelindi.
  • 1923’de toplam çimento üretimi 24.000 ton iken 1932 de 129.000 tona çıkmıştır.

Üretimi artan bu ürünlerin ithalatı da zamanla gerilemiştir.

  • Sanayi kalkınmasını sağlamak üzere 1925’de kurulan sanayi ve Maadin Bankası 1923 de görevlerini Devlet Sanayi Ofisi’ne, bu kuruluş ise 1933 yılında kurulan cumhuriyet tarihimizde önemli bir yere sahip olan ve unutulmaz hizmetler yapan Sümerbank’a devretmiştir.
  • Milli bankacılığı geliştirmek üzere 1924 yılında T. İş Bankası kuruldu.
  • 1923’de çıkarılan bir kararname ile Ziraat Bankası her türlü bankacılık işlemlerini yapmaya yetkili kılındı.
  • Emlâk ve Eytam Bankası 1928’de faaliyete geçti.
  • 1930 yılında Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası kuruldu.
  • 1938 yılında yer altı kaynaklarını işletmek ve enerji sektöründe görev ve öncülük yapmak üzere Etibank kuruldu.
  • 1937’de Karabük Demirçelik fabrikasının temeli atıldı.
  • Batının, Lord Curzon’un ağzından ifadesini bulan tehditlerine boyun eğmemek için denk bütçeler yapıldı. Devlet bütçelerinden en büyük payı alan bakanlıklardan ikisi Milli Eğitim ve Sağlık bakanlıklarıydı.
  • 1922-1925 arasındaki üç yılda toplam fiyat artışı %12.5 di, 1925-1927 arasındaki iki yılda ise %2 de tutuldu.
  • 1930’a kadar küçük de olsa dış ticaret dengesi açıkla kapanırken 1930’dan itibaren fazla verir hale gelmiştir.

Sonuç: Büyük Önder ve ona inanan, kendilerini ülkelerine adayan bu kadrolar kurtuluş ve kuruluşta ulaştıkları başarıya tüm imkansızlıklara ve aksiliklere rağmen ekonomi alanında da büyük ölçüde ulaşmışlardır. Çünkü onlar için “Söz Konusu Vatansa Gerisi Teferruattır”

Önlerinde minnet ve saygıyla eğiliyoruz.

 

 

Hakkında admin

Türk Dışticaret Vakfı

Cevapla

Scroll To Top