Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Post Type Selectors
Son Haberler
Buradasınız: Anasayfa / Haftanın Yazısı / MEMLEKETİMDEN KIŞ MANZARALARININ HATIRLATTIKLARI

MEMLEKETİMDEN KIŞ MANZARALARININ HATIRLATTIKLARI

O. Ertuğrul ÖNEN
Kışın ortasındayız ama Godot’yu beklerken misali halen gökyüzünden inecek o kristal taneciklerinin, yer yüzünün kirini pasını örtecek beyaz örtünün hasreti içindeyiz.
Arada bir yağar gibi yaparak sanki bizimle alay ediyor. Ben Sivaslıyım. Üniversiteye kadar olan öğrenim yıllarım lise dahil bu kentte geçti. Yaşadığımız bu kış gibi olmayan kışlar beni o yıllara götürdü.
Evlerimiz bahçe içinde tek katlı sobalı evlerdi. Gecenin ilerleyen saatlerinde sobaların sönmesiyle pencere camları dışarının soğuğuna daha fazla dayanamaz bembeyaz bir tabaka ile kaplanmış olurdu. Soba sabah odayı iyice ısıtıncaya kadar pencereden dışarıyı görmek mümkün olmazdı.
Sokak çeşmelerinde tatlı su akardı. Donmasın diye bunlarda musluk bile bulunmazdı. Çok kar yağardı. Sabahleyin kalktığımızda evin bahçeye açılan kapısını açmakta zorlanırdık. Gece yağan tipi şeklindeki kar kapıyı tamamen kaplamış olurdu. Evlerden sokağa çıkmak için tünel gibi bir yol açılırdı. Yollarda bir ana tünel görüntüsü alırdı. Üst üste yağan karla tünellerin yüksekliği o yıllarda bizim çocuk boyumuzu aşardı. Sokaklarda atlı kızaklar ulaşımı sağlardı. Faytonların açık olan önleri müşteriyi soğuktan korumak için bir deri örtüyle kapatılırdı.
Kızılırmak dahil olmak üzere kentin içindeki ve çevresindeki tüm ırmaklar dereler aylarca donardı.
Sivas’ta çok kullanılan bir deyim vardı. “Soğuğa sormuşlar, nerelisin diye! Demiş ki, aslen Erzurumluyum ama Sivas’ta otururum.” 1285 metrelik rakımıyla kentimiz gerçekten çok soğuk olurdu. Hükümet meydanının köşesinde yer alan adam boyu büyüklükteki derecede -35’i ve üzerini çok gördüm.
Okuldan radyoyu dinleyin -16’nin üzerinde bir sonuçta okula gelmeyin denirdi. Okula gitmezdik ama karların üzerinde oynardık. İnsanların kaşları, bıyıkları buz tutardı.
Ulaşımı aksatan, günlük yaşamı olumsuz etkileyen dolayısıyla zaman zaman yakınılan kar yağışlarının meğerse su demek, özellikle tarım için bereket demek olduğunu geç anladık. Meğer o yıllarda ne kadar şanslıymışız.
Gelelim günümüze, bu yaz Bodrum’daki sitemizin ihtiyacını karşılamak üzere çeyrek asırdan bu yana ilk kez kullanma suyunu tankerle taşıttık. Büyük kentlerimizdeki önemli barajlarımızın kullanılabilir su düzeyi en iyisinde %10’lar civarında. Konya ovası hoyratça kullanılan yer altı su kaynaklarının çok daha derinlere inmesi sonucu oluşan obruklarla adeta Ay yüzünün kraterlerini andıran bir görüntü sergiliyor.
Doğa kendisine ihanet eden insanlardan intikamını almak üzere artık keskin dişlerini göstermeye başladı.
İnsanlık dünyada nüfusunu sürekli artıran ve doğaya en çok zarar veren canlı türü olarak rakipsizliğini çoktan kanıtladı.
Benim ilkokulda olduğum 50’li yıllarda 2,5 milyar dolaylarında olan dünya nüfusu, bugün 8,5 milyara yaklaşmış bulunuyor.
15.asırda 450 milyon olarak tahmin edilen dünya nüfusu 3 asır sonra 18.asrın sonunda, hemen hemen bir kat artarak 1 milyara, sonraki 150 yılda 3 kat artarak 18.asrın sonunda 3 milyara, o tarihten yaklaşık iki asır sonra ise 2,5-3 kat artarak 8 milyarın üzerine çıkmıştır. Günümüzde Çin ve Hindistan’ın her birinin nüfusu 1,5 milyara yakındır. İnsan nüfusu geometrik diziyle artarak yarattığı sera gazı etkisiyle dünya iklimini değiştirir, plastik atıklarıyla doğayı tahrip ederken, doğanın diğer canlıları birer birer dünya sahnesinden çekilmektedirler. Böyle giderse gelecek kuşaklar, bizim canlı olarak gördüğümüz birçok çeşidi artık filmlerde, belgesellerde, fotoğraflarda görebilecekler.
Çok uzak olmayan bir gelecekte, kutuplarda eriyen buzulların etkisiyle yükselen deniz seviyesinin birçok sahil yaşamını sular altında bırakacağı, bizim güzel yurdumuz da dahil olmak üzere önemli bir coğrafya parçasının çölleşeceği, tatlı su kaynaklarına, nehirlere sahip olmanın en büyük zenginlik sayılacağı, tatlı su kaynaklarının paylaşımının geleceğin silahlı çatışmalarının en önemli nedenlerinden biri haline geleceği artık genel kabul görmektedir.
Dünya bu genel kabulde birleşmekle beraber, ne yazık ki önlemler ve bu önlemlerin gerektirdiği fedakârlıklalarda uzlaşma içinde değildir. Doğaya en büyük zararı veren gelişmiş ülkeler verdikleri zarar oranında ellerini taşın altına koymak yerine gelişmiş, az gelişmiş herkese aynı ağırlıkta ceza kesmek eğilimindedirler. Kaldı ki ABD’nin Paris İklim Anlaşmasından çekilmesi ile yapılan uzun ve zahmetli çalışmalarda büyük yara almış bulunmaktadır.
Dünyada her şeyin güç ve paradan ibaret olduğu görüşünü temsil eden Trump tarzı politikalar, bana Trump’ın bir yurttaşı olan Kızılderili Şefi Seattle’nin “son ırmak kuruduğunda, son balık öldüğünde beyaz adam paranın yenilemeyecek bir şey olduğunu anlayacaktır” sözünü hatırlatıyor.
Ne diyeyim Allah insanlara akıl, fikir ve vicdan versin.

Hakkında admin

Türk Dışticaret Vakfı

Cevapla

Scroll To Top