Son Haberler
Buradasınız: Anasayfa / Haftanın Yazısı / ANKARA – İSTANBUL (II)

ANKARA – İSTANBUL (II)

Geçen hafta İstanbul’dan, İstanbul’un güzelliklerinden ve son yıllarda yaşadığı olumsuzluklardan söz ettik.
Şimdi sıra Ankara’da.
Ankara deyince aklımıza ilk gelen Atatürk’tür. Çünkü burası Atatürk’ün şehridir. Daha doğrusu onun yarattığı bir şehirdir. Mustafa Kemal Paşa’nın buraya geldiği 27 Aralık 1919 tarihinde Ankara, Anadolu platosunun ortasında sıtmanın kol gezdiği, en ufak bir rüzgârda havayı toz bulutlarının kapladığı, kalenin etrafına toplanmış kerpiç evlerden oluşan 20-30.000 nüfuslu bir kasabadır. O tarihlerdeki tek çekici yanı demiryolu ile İstanbul’a bağlanmış olmasıdır. Geçmişi İstanbul kadar gösterişli bir kent olmasa da bilinen tarihi 10.000 yıl gerilere kadar giden çok eski bir yerleşim yeridir.
Kimler gelip, kimler geçmemiş ki buradan; Hititler, Frigler, Lidyalılar, Ahamemişler, Galatlar, Romalılar, Selçuklular, Osmanlılar ve sonuçta Türkiye Cumhuriyeti. Ankara’nın Türklerin hakimiyetine geçmesi Malazgirt Savaşını takiben 1073 yılında olmuştur. Ankara’daki Türk hakimiyeti İstanbul’dan nerede ise 400 yıl önce tesis edilmiştir.
Ankara merkezî konumu ve tarihsel gelişimi itibariyle önemli bir yönetim yeri olma niteliğine sahiptir. Nitekim, Osmanlı İmparatorluğu’nun 1841 yıllarında eyalet sistemini kaldırarak vilayet düzenine geçmesi ile Ankara vilayet merkezi yapılarak Ankara, Çorum, Yozgat, Kayseri ve Kırşehir Sancakları bu merkeze bağlanmıştır.
Ancak, Osmanlı’nın ilimde, fende, ekonomide gerilemesi özellikle ihmal ettiği Anadolu’da etkilerini daha fazla göstermiş, Ankara da bu olumsuz gelişmelerden nasibini almıştır. Osmanlı-Rus Savaşları, Balkan Harbi, 1. Dünya Savaşı gibi peş peşe devam eden savaşlar da Anadolu’nun üzerine bir karabasan gibi çökmüştür.
İşte bu koşulların esir aldığı Ankara, İzmir’in Yunanlılar tarafından işgali üzerine İstanbul’dan ümidini keserek 1919 Eylülü’nde İstanbul’un Valisi Muhittin Paşa’yı kabul etmeyip Defterdar Yahya Galip Beyi vali seçerek durumu Sivas’taki Mustafa Kemal Paşa’ya bildirmiş ve özgürlük mücadelesinin öncüsü olmuştur.
27 Aralık 1919’da Dikmen sırtlarından Ankara’ya giren Mustafa Kemal Paşa ve maiyetindekiler, Seymenler ve tüm Ankaralılar tarafından sıcak bir sevgi halesi ile kuşatılmış ve Seymenler “Vatan uğrunda ölmeye geldik Paşam” haykırışları ile Mustafa Kemal’in ölümüne destekçisi olduklarını göstermişlerdir.
Bu sıcak karşılama ve kurtuluş mücadelesine verilen içten destek bu mütevazi kasabayı Türkün kurtuluş mücadelesinin merkezi yapmıştır.
Ankara 1920-1922 yılları arasında zor günler yaşamıştır. Ancak Paşasına ve O’nun mücadele azmine olan inancını hiçbir zaman kaybetmemiştir. Savaşın Ankara’nın 60-70 km yakınlarına kadar geldiği ve top seslerinin Ankara’dan dahi duyulduğu günlerde hüznünü, ancak ümidini kaybetmediğini şu türkü ile ne güzel anlatmıştır:
Ankara’nın taşına bak,
Gözlerimin yaşına bak.

Biz Yunan’a esir olduk,
Şu feleğin işine bak.

Ankara’da Sincan yolu,
Yunan tuttu sağı solu.

Biz Yunan’a esir olmayız,
Yetişiyor Aslan Ordu.

Gerçekten öyle olmuş, kendisine türkülerle övgü düzülen bu kahraman ordu yokluklar içerisinde 22 gün 22 gece amansız bir şekilde süren Sakarya Savaşını kazanarak, Yunan ilerleyişini durdurmuş ve süreci tersine çevirmiştir. Savaşın sonuçlandığı o gün Mustafa Kemal’in “Geldikleri gibi giderler” kehanetinin de başladığı süreçtir. Gerisi çorap söküğü gibi hızlı gelişen bir güzel masaldır.
Atatürk, kendisine kucağını açan, varını yoğunu milli mücadele için seferber eden ve nihayet onu hemşehriliğe kabul eden bu kente olan sevgisini ve vefasını artırarak sürdürmüştür ve kararını vermiştir. Genç Cumhuriyetin yönetim merkezi, başkenti bu mütevazı Anadolu kasabası olacaktır. Henüz Cumhuriyet kurulmadan İsmet İnönü ve arkadaşlarının verdikleri bir yasa teklifinin Gazi Meclis tarafından kabul edilmesiyle 13 Ekim 1923 tarihinde Ankara, Türkiye Cumhuriyeti’nin başkenti olmuştur. Bugün anayasamızın değiştirilmesi dahi teklif edilemeyecek hükümlerinden biri de Ankara’nın başkent olduğunu düzenleyen maddedir.
Ankara, genç Cumhuriyet’in ve O’nun gerçek bir dünya lideri olan kurucusunun yarattığı heyecan ve coşkuya paralel bir şekilde hızla gelişmeye, çağdaş bir kent olma yolunda kısa zamanda önemli kazanımlar edinmeye başlamıştır.
Bir hükümet merkezi olmasının yanında, bir bilim, kültür ve sanat merkezi olması açısından da önemli adımlar atılmıştır. Ankara, tarihi çok eskilere dayanmakla beraber esas itibariyle Cumhuriyetle beraber doğmuş, Cumhuriyetle beraber büyümüş, gelişmiş ve Cumhuriyetin simgesi olmuş bir kenttir.
Artık, Ankara türküsünde ifadesini bulan hüznün, savaşın yorgunluğun yerini umut, sevinç almıştır. Ankara, artık tüm ulusun yüzünü döndüğü heyecanla umutla baktığı bir yerdir. Ankara türküsü yerini Ankara marşına bırakmıştır.
Bu marşın,
Ankara Ankara güzel Ankara,
Seni görmek ister her bahtı kara,
Senden yardım umar her düşen dara,
Yetersin onlara güzel Ankara.

Burcuna göz diken dik başlar insin,
Türk gücü orada her zaman yensin,
Yoktan var edilmiş ilk şehir sensin,
Var olsun toprağın taşın Ankara

Dizeleri yeni bir başlangıcın, umudun, güvenin ne güzel bir ifadesidir.

Ankara bir çekim merkezi olmuş ve nüfusu ülke nüfusunun iki katından fazla artış göstermiştir. Eğitim düzeyi Türkiye ortalamasının üzerindedir. Üniversite mezunlarının kent nüfusuna oranı Türkiye ortalamasının hemen hemen iki katı kadardır .(%10.6 Ankara, %5.4 Türkiye).

Ankara önemli bir üniversite şehri, savunma sanayinin merkezi konumunda bir sanayi kentidir. Ankara’nın esas önemi kurtuluş ve kuruluşun merkezi olmasıdır. Gazi Meclisi barındırmasıdır. Hepsinden önemlisi ise, Ankara’ya tepeden bakan bir konumda, Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk ’ün bu kentin topraklarında yatıyor olmasıdır. Bu kent, sağlığında olduğu gibi, yaşamdan ayrıldıktan sonra da Atasını büyük bir sevgi ile kucaklamış, başının üzerine koymuştur.

Gelecek hafta Ankara İstanbul karşılaştırması ile bu konuyu sonlandıracağız.

Hakkında admin

Türk Dışticaret Vakfı

Cevapla

Scroll To Top