Son Haberler
Buradasınız: Anasayfa / Haftanın Yazısı / ATATÜRK EKONOMİSİ

ATATÜRK EKONOMİSİ

Büyük Atatürk’ü aramızdan ayrılışının 77. yıldönümünde 1938’in hüznünün sıcaklığı ile özlemle ve en derin saygı ve minnet duygularımızla bir kez daha andık.

Atatürk büyük bir asker, büyük bir devlet adamı ve büyük meziyetleri olan bir devrimci olmasının yanında 1923-1938 yılları arasında uygulanmasına öncülük ettiği ekonomik hamlelerle, bu alanda da ülkesine önemli hizmetler sunmuş unutulmaz bir lider olarak tarihte yerini almıştır.

Atatürk, bir asker olmasına rağmen, ekonominin öneminin sürekli altını çizmiş ve ekonomisi sağlam temellere oturmayan ulusların tam bağımsız sayılamayacağını kabul etmiştir.

Atatürk “Tam bağımsızlık denildiği zaman, elbette siyasi, mali, ekonomik, adli, askeri, kültürel vs. her hususta tam bağımsızlık ve tam serbestlik demektedir. Bu saydıklarımdan herhangi birinden yoksun millet ve memleketin gerçek manası ile bağımsızlığından yoksunluğu demektir.” deyişi ile ekonomik bağımsızlığın da, gerçek bağımsızlığın olmazsa olmaz koşullarından olduğunu ifade etmiştir.

Nitekim Lozan Barış Anlaşmasının müzakerelerinde Türk heyeti kapitülasyonlara şiddetle karşı çıkarak başta ekonomi ve adalet olmak üzere bu bağımsızlıkların da siyasi bağımsızlık kadar önemli olduğunu ortaya koymuştur.

Atatürk dönemi İktisat Vekillerinden Mahmut Esat Bozkurt da “Ben ulusal egemenliği, ulusal iktisat egemenliği olarak anlarım” deyişiyle, o dönemin kadrolarının da ekonomik bağımsızlık konusunda farklı düşünmediklerini göstermiştir.

Büyük Atatürk ekonomik bağımsızlık için; yenilmiş, yıkılmış, harabeye çevrilmiş bu ülkenin imkanlarına, her şeye rağmen güvenmektedir.

Daha Cumhuriyet kurulmadan 1922 yılında “Memleketimizin ekonomik kaynakları bütün dünyanın hırslarına yetecek verim ve zenginliğe sahiptir. Halkımızın çiftçi olması, topraklarımızın dünyanın en bereketli topraklarından bulunması, maddi hayat için hiçbir endişeye yer bırakmamaktadır.” deyişi ile bu yolda inancını ifade etmiştir.

Ancak, ekonomik bağımsızlık için bu yeterli değildir. Atatürk “Bugünkü mücadelenin amacı tam bağımsızlıktır. Bağımsızlığın bütünlüğü ise ancak mali bağımsızlığın korunması için ilk şart, bütçenin ekonomik bünye ile orantılı ve denk olmasıdır.
Bundan dolayı devleti yaşatmak için dışarıya başvurmaksızın memleketin gelir kaynakları ile idareyi sağlama çare ve tedbirlerini bulmak lazımdır ve mümkündür… Azami tasarruf milli prensibimiz olmalıdır.” sözleriyle ülkenin kendi imkânlarını seferber ederek ekonomik kalkınmaya öncelik vermesini gerekli görmektedir.

Nitekim bu felsefenin sonucudur ki, 1926-1938 yılları arasında bütçe devamlı olarak fazla vermiştir.

Dönemin Başbakanı İsmet İnönü “Senede iki defa hazinenin ödemelerinde sıkışırdık, birkaç milyonluk emisyonun bizi rahatlatacağını söylerdim. Ancak, bu tekliflerimi bir defa dahi kabul ettiremedim.” sözleriyle Atatürk’ün denk bütçe konusundaki kararlılığına işaret etmektedir.

Atatürk, Türk halkının tasarruflarının milli bankalarda toplanması fikrindedir. Bu amacla 1924 yılında Türkiye İş Bankasını kurar. Diğer milli bankaların da devreye girmesiyle 1920 de toplam mevduatın % 32’si milli bankalarda tutulurken bu oran 1937 yılında % 81’e çıkar. 1920-1937 arasında toplam mevduat tutarı, artan tasarruf imkanları ve seferberliği ile 6 kat artar.

Atatürk, Türk Lirasını da bağımsızlığın önemli unsurlarından biri olarak kabul eder ve bu nedenle milli paranın yönetiminin Türklere geçmesini ister.

Danışmanlığına başvurulan ve mali sihirbaz olarak nam yapmış olan Alman Merkez Bankası Başkanı Dr. Hjalmar Schacht ve yardımcısı Karl Müller’in, bunun için yeterli şartların oluşmadığı yönündeki olumsuz raporlarına rağmen 1930 yılında T.C. Merkez Bankasını kurar.

1931’de 6.127 kg altın olan Merkez Bankası rezervi, 1938 yılında 26.190 kg’a ulaşmıştır. Bu arada Düyunu Umumiye borçları düzenli bir şekilde  ödenmiştir.

1923 de 763 kuruş olan İngiliz sterlinin değeri 1938 de 616 kuruşa gerilemiştir.

Osmanlı İmparatorluğundan 158 milyon TL olarak devralınan banknot hacmi 1938’e kadar ancak % 20 oranında artarak 194 milyon TL ye çıkmıştır.

Bu sonuçlara doğal olarak denk bütçe, dengeli bir dış ticaret, düşük oranlı enflasyon ve yüksek büyüme ile ulaşılmıştır.

Büyük Atatürk, bir milletin iktisaden kalkınmadan ayakta kalamayacağının bilincindedir. Bunu sürekli dile getirmiştir.

Nitekim “Siyasi ve askeri zaferler ne kadar büyük olurlarsa olsunlar ekonomik zaferlerle taçlandırılmazsa kazanılan zafer kalıcı olmaz. Az zamanda kaybedilir” şeklindeki çok tanınmış ifadeleri, keza, “Tarihimizi dolduran bunca muvaffakiyetler, zaferler, mağlubiyetler ve felaketler; bunların hepsi vukuu buldukları devirlerdeki iktisadi şartlarımızla münasebetli ve alakalıdır. Yani Türkiyemizi layık olduğu mertebeye çıkarmak için muhakkak ekonomiye birinci derecede önem vermek zorundayız. Çünkü zamanımız, bir iktisat döneminden başka bir şey değildir” sözleriyle görüşlerini çok net bir şekilde ortaya koymuştur.

Aynı şekilde daha 1923 yılında İzmir İktisat Kongresi’ndeki “Muhakkak tam bağımsızlığı sağlayabilmek için yegâne hakiki kuvvet, en kuvvetli temel, iktisadiyattır. Hiçbir uygar devlet yoktur ki, ordu ve donanmasından önce iktisadını düşünmüş olmasın” şeklindeki sözleriyle, askeri gücün ancak iktisadi güce dayanırsa bir anlamı olacağının altını çizmesi de dikkat çekicidir.

Atatürk doğmaların esiri değildir. Akılcı ve pragmatik bir yaklaşımla koşullara en uygun çözümleri üretmeye çalışmıştır. Bu yönüyle uyguladığı modele, ne tam devletçi ne de kapitalist düzen diyemeyiz. Hür teşebbüse önem veren ve teşvik eden, ancak ferdi teşebbüsün yetersiz kaldığı yerlerde devletin imkân ve gücünü devreye sokan bir ekonomik düzen kurmuştur.

“Devlet ve fert birbirine karşı değil, birbirinin tanımlayıcısıdır” sözleri bunun açık teyididir.

Kemalist ekonomi;
▬ Tam istihdamı
▬ Hızlı ve dengeli bir sermaye birikimini
▬ Dengeli gelir dağılımını
▬ Dış ödemeler dengesini
▬ Bütçe denkliğini
▬ Fiyat istikrarını
▬ Özel teşebbüsün desteklenmesini
▬ Gerekli alanlarda devletin faal olarak devreye girmesini
amaçlayarak “Altın yıllar” diyebileceğimiz 15 başarılı yıl geçirmiştir. Eldeki en büyük sermaye yüksek moral, Anadolu devriminin heyecanı ve lider kadroya olan inançtır. Bu inancı Büyük Atatürk’ün 10.Yıl Nutku’nda en güzel örneğiyle görüyoruz.

“Yurttaşlarım az zamanda çok ve büyük işler yaptık. Yurdumuzu Dünyanın en medeni memleketleri seviyesine çıkaracağız. Milletimizi en geniş, refah vasıta ve kaynaklarına sahip kılacağız.”

derken, Ulu Önder, yalnız kendi inancını değil, ona inanan halkının inancını da dile getiriyor.

Az zamanda çok büyük ve unutulmaz işler yaptın.

Borcumuzu ödeyemeyiz.

Hakkında admin

Türk Dışticaret Vakfı

Bir yorum

  1. eşi veya benzerinin olmasının mümkün olamayacağı bir sanat, siyaset ve büyük önder insanı acaba biz türkler ne kadar kavradık ! bundan sonra ne kadar kavrayacağız ? endişem O’nu tam olarak hiç bir zaman anlayamayacağız.mustafa kemal’i birazcık anlayanlar, O’na yaşamlarının sonuna kadar bağlı kalırlar. Atatürk bir kültür güneşidir. bütün dünyanın ruhunu ısıttığı, hayat bulduğu.

Cevapla

Scroll To Top