Son Haberler
Buradasınız: Anasayfa / Haftanın Yazısı / BAL TUTAN PARMAĞINI YALAR

BAL TUTAN PARMAĞINI YALAR

Çok bilinen bir deyiştir. Özü itibariyle elinde bir imkân bulunduran, bir yetki kullananın, ondan “öncelikle kendisinin yararlanacağını” ifade eder.

Toplumumuzun, ne yazık ki hastalıklı bir karakterinin yansımasıdır bu ifade. Aynı zamanda bir azgelişmişlik göstergesidir.

Yaşamımız boyunca bu deyişin gerçeğe dönüştüğü o kadar çok örneğe tanık oluruz ki saymakla bitmez.

Dilerseniz önce yetki kullananlardan başlayalım.

Milletvekilleri geçmişte en yüksek devlet memurları olan Başbakanlık Müsteşarının maaşını geçemeyen maaş alırlarken, bu ölçü değiştirilerek maaşlar artırılmıştır. Çünkü, nasıl olsa yasaları onlar yapmaktadırlar.

Keza, emekli olanlar, emeklilikleri döneminde çalıştıkları takdirde SGK’ya prim öderlerken, emekli maaşı da alan milletvekilleri böyle bir ödeme yapmamaktadırlar.

Milletvekilleri sağlık hizmetleri açısından da kendilerini tabi oldukları SGK koşullarının tamamen dışına çıkarmışlardır.

Oysa, sağlık ve emeklilik sigortaları, aktüerya hesaplarının gerçeklerine göre hareket etmek zorundadırlar.

Milletvekillerine sanki dokunulmazlıkları ihlal ediliyormuş kabul edilerek trafik cezası bile yazılmamaktadır. Siz trafikte uslu uslu giderken yanınızdan hızla geçen bir araç görürseniz o ya sizin vekillerinizdendir, ya da diğer ayrıcalıklılardan biridir.

Tabii kamusal yetki kullananlarda ayrıcalıkların yalnızca milletvekilleri ile sınırlı olduğunu söyleyerek haksızlık etmeyelim.

Alalım Dışişleri Bakanlığını. Hadi her türlü çalışanını anladık, ancak emeklileri bile diplomatik pasaport kullanmaktadır.

Bu hak milletvekili emeklilerine tanınınca, kendi emeklilerine tanımakta da bir sakınca görmediler.

Oysa diplomatik pasaportu taşıyanın, devlet için önemli bir görev yaparken, görev yaptıkları ülkelerde diplomatik dokunulmazlık elde etmelerini, dolayısıyla görevlerini güven içinde yapmalarını sağlayan bir mekanizmadır.

Emeklilerin turistik seyahatlerinde devlet için ne gibi bir görev yaptıklarını doğrusu kestiremiyoruz. Ama olsun, madem o yetki sende, bal tutan parmağını yalamazsan ayıp olur.

Ancak, tabii hep kendi parmağını yalamazsın, eğer kendi parmağını başkalarına yalatırsan sen de onların bal tutan parmaklarını yalayabilirsin.

Nitekim TBMM çalışanları da sağlık hizmetleri açısından diğer kamu görevlilerine göre ayrıcalıklı bir konuma sahiptir.

Çünkü aynı çatı altında bulunan milletvekilleri yararlanırken onlara hizmet verenler de unutulmamıştır.

TBMM’nin çalışanları ve emeklileri, günümüzde başbakanlık ve bakanlıklar müsteşarlarının sahip olmadıkları imkânlara sahiptirler. Ne de olsa, bal tutan parmak sahibine hizmet etmektedirler.

Kamu, en fazla makam aracı saltanatı ile ve çoklukla da özel kesim tarafından eleştirilmektedirler.

Bizim ödediğimiz vergilerle “Bu ne israftır” diye mangalda kül bırakmamaktadırlar.

Ancak, bu eleştirileri yapanların üyesi oldukları Ticaret Odalarına, Sanayi Odalarına bakın, her birinin altında son model, üstelik resmi plakalı araçlar, önlerinde yanan sönen ışıldaklar.

Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu. Bu araçlar da odalara bizim vergi gibi ödemek mecburiyetinde olduğumuz aidatlardan oluşan fonlarla alınmaktadır.

Peki bu saltanat değil mi? Bal tutan parmağın yalanması sayılmaz mı?

Çare; bal tutanların kendi parmaklarını yalamalarını ve karşılığını alarak başkalarına yalatmalarını önlemekten geçmektedir.

Başkanımız Ertuğrul Önen’in bir anekdotu ile yazımızı tamamlıyoruz.

İşte Sayın Önen’in anlattıkları:

“Ticaret Bakanlığı Müfettişleri olarak TBMM Kamu İktisadi Teşebbüsleri Komisyonu’nun bir raporu üzerine T.C. Ziraat Bankası Genel Müdürlüğü’de denetim yapıyoruz.

Bu denetimde T.C. Ziraat Bankası mensuplarının kurduğu ve sonuçta onlara menfaat sağlayan Vakfa bankanın çok düşük faizle kredi açtığını tespit ettik. Oysa aynı yıllarda T.C. Merkez Bankası’na, mevduat munzam karşılığı ödemelerini yapamadığı için banka temerrüde düşerek çok yüksek temerrüt faizi ödemektedir.

Merkez Bankası’na Vakıftan aldığı faizle bankanın ödediği temerrüt faizi arasında banka aleyhine büyük fark vardır. Yani banka zarara uğratılmaktadır.

Ama, o tarihteki yetkililer bal tutan parmaklarını yalamak için bankanın uğradığı zararı görmezlikten geliyorlardı.

Hâlbuki o banka bir kamu bankası idi ve tüm Türk milletinin malıydı. Yasalarda olmayan bir hakkı böylesine gayri hukuki yollarla dağıtmak mümkün değildi.”

Bunlar bizim bilip söyleyebileceklerimiz. Sizlerin de tanık olduğu “bal tutan parmağın yalanması” örnekleri muhakkak vardır.

Bir yazarın sıkça sorduğu gibi, “Ne zaman adam oluruz?”

Bal tutan parmağımızı yalamadığımız zaman.

O.Ertuğrul Önen

Hakkında admin

Türk Dışticaret Vakfı

Cevapla

Scroll To Top