Son Haberler
Buradasınız: Anasayfa / Haftanın Yazısı / BİR ZAMANLAR
Bir Uluslararası Organizasyon Özelinde Ülkemizden Manzaralar (1)

BİR ZAMANLAR
Bir Uluslararası Organizasyon Özelinde Ülkemizden Manzaralar (1)

“Bir zamanlar” deyince sözü hep Başkanımız Ertuğrul Önen’e bırakıyoruz. Türkiye’de gerçekleştirilen bir uluslararası organizasyonun Sayın Önen’den dinlediğimiz ilginç hikâyesi için sözü kendisine bırakıyoruz.
”Yıl 1986. Hazine ve Dışticaret Müsteşarlığı İhracat Genel Müdür yardımcısıyım. O günün en önemli ihraç ürünleri gruplarının başında gelen kuru ve kurutulmuş meyveler de görev alanım içerisinde. INC International Nut & Driedfruit Council’in (Uluslararası Kuru ve Kurutulmuş Meyveler Konseyi) daveti üzerine Hamburg’da yapılan bir toplantılarına katıldım. Orada INC yönetiminin olduğu kadar bizim üretici ve ihracatçı temsilcilerimizin de istek ve ısrarları ile 1986 yılında fındığın anavatanı ve birçok kuru ve kurutulmuş meyvelerin de önemli üreticisi olan Türkiye’de bir Kongre yapılması kararı alındı.
Bu organizasyonun başkanlığını benim üstlenmem yönünde alınan tavsiye kararının Müsteşarlığımızca da uygun görülmesi ile iki değişik ülkeden yardımcılarım ve Türkiye’deki ekibimizle çalışmalara başladık. 18-22 Mayıs 1986 tarihleri arasında yapılan bu programın birinci aşamasında İstanbul’da INC Kongresi yapılacak ve ardından bir gala yemeği ile İstanbul programını tamamlayarak fındığın anavatanı olan Karadeniz Bölgesi’ne gidilerek program burada sonlandırılacaktı.
İstanbul’da, programın eksiksiz bir şekilde yürütülmesi yanında gala yemeğinin de sürprizli, eğlenceli bir şekle dönüştürülmesi için özel bir çaba sarf ediyorduk.
Dönemin Sanayi ve Ticaret Bakanı Cahit Aral da organizasyonu himayesine alarak yakın destek ve ilgi gösteriyordu. O tarihlerde Sibel Can çok genç bir oryantal sanatçısı olarak hayli ün kazanmıştı. Yabancılar için böyle bir atraksiyonun cazip olacağını düşündük. Ancak bu işler nasıl yapılır, bilmiyorduk. Bu işlere meraklı bir arkadaşımız Sibel Can’ın, Fahrettin Aslan’ın gazinosunda sahneye çıktığını söyledi.
Fahrettin Aslan’ın telefonunu bulduk. Kendisini aradım, olayı anlattım. ”Benim gazinomda çıkıyor, başka bir yerde çıkamaz” dedi. Bunun bir devlet, millet işi olduğunu, bizlerinde devlet memuru olduğumuzu ifade edince, Sibel Can‘ın menejeriyle konuşmamıza rıza gösterdi. Ancak ”kızın ekstrasını ödersiniz” demeyi de ihmal etmedi.
Gece gerçekten başarılı ve neşeli bir şekilde, katılımcıların memnuniyeti ile geçti. Ertesi gün sabahtan Türk Hava Yolları’ndan kiraladığımız özel bir uçakla Trabzon Havaalanı’na hareket ettik.
Uçakta her türlü önlemi aldık. İkram olarak “yok yoktu”. Sabah saatleri olmasına rağmen viski, konyak içen çok sayıdaydı. İçkilerin yanında güzel kanepeler ve kuruyemişlerimiz ikram ediliyordu. Her şey çok güzeldi.
Trabzon Havaalanı’nın üzerine geldik. Hava parçalı bulutlu idi. Aralardan havaalanı apronunda toplanmış karşılayıcıları ve Karadeniz oyun ekiplerini görüyorduk.
Alçalmakta olan uçağın aniden tekrar tırmanmaya geçtiğini hissettim. Herhalde bir iniş manevrasıdır diye düşünürken, yapılan anonsla adeta buz kestik.
Görüş şartlarının yeterli olmaması nedeniyle inişi gerçekleştiremediğimiz ve Ankara Esenboğa havaalanına yöneldiğiniz bildiriliyordu. Bu anonsla hemen kokpite gittim. Kaptana “biz aşağıda karşılamaya gelenleri bile görebiliyoruz siz nasıl inemezsiniz” dedim. Kaptanın cevabı kısa ve netti: ”Bu uçağın sorumluluğu bende, koşulları yeterli görmediğim için inmedim.”. Yapacak bir şey yoktu.
Takriben 160 kişilik uçakta 150 civarında Amerika, Kanada Avustralya ve Avrupa’nın çeşitli ülkelerinden gelen sanayici, ihracatçı, ithalatçılar ile bunların eşlerinden oluşan elit bir misafir grubu ile Ankara’ya doğru gidiyorduk. O anda bu işin içerisinden nasıl çıkacağımı bilmiyordum.
Bu arada, bölgede yaptığımız hazırlıklar film şeridi gibi gözlerimin önünden geçiyordu.
1986 yılının Doğu Karadeniz bölgesinde 150-160 kişinin belli standartlarda yemek yiyebileceği, konaklayabileceği tesisler yoktu. Programı kesinleştirmeden önce Trabzon’dan Ordu’ya doğru planladığımız bu programın yemek yenilecek, konaklanacak yerlerini tespit ettik. Ne yazık ki çok eksikleri vardı.
Örneğin, restoranın, Sümerbank’ın desteği ile tüm porselen takımlarını yeniledik, çatal, bıçak takımlarını değiştirdik. Yeni masa örtüleri yaptırdık. Menü için değerli dostum merhum Ünal Sağra’nın yakın ilgi ve fedakârlıkları, Sağra firmasının ve Fiskobirlik’in kadrolarını devreye sokarak önlemler alındı ve varış gününün yemekleri hazırlandı.
Kalınacak otel baştan aşağı elden geçirildi. Hatta tamamıyla boyandı. Yatak takımları değiştirildi. Personel eğitimden geçirildi. Özellikle açık büfe kahvaltı düzeni kurulması için alınacak malzemeler tek tek belirlenerek satın alındı.
Bir batı ülkesi organizatörlerinin yaşamadığı ve yaşamaları söz konusu dahi olamayacak güçlükleri aşabilmek, organizasyonun kendisinden daha fazla zorluklar içeriyordu.
Uçakta tüm bu emeklerimizi, boşa giden harcamalarımızı düşünürken, bu insanlarla Ankara’da ne yapacağımı, Karadeniz Bölgesi’ne tekrar nasıl ve ne zaman gidebileceğimizi, yüksek yaşam standardına sahip bu insanların olabilecek kaprisleri karşısında sinir ve ruh dengemi nasıl koruyabileceğimi kara kara düşünüp dururken; anons yapıldı ve Ankara’ya teker koyduk. Asıl macera şimdi başlıyordu.
Üstelik bu seyircisi olduğum, uzaktan koltuğumun rehaveti içerinde izlediğim bir macera değildi. Bu maceranın bizzat içerisindeydim. Hatta başrol oyuncusuydum. Bundan sonra her şey benim maharetime ve vereceğim kararlara bağlıydı. Bu işin sonu ya fiyaskoyla noktalanacak; ya da, bir şekilde bu kâbustan uyanacaktık. Dilerseniz bu bölümü gelecek haftaya bırakalım.”
Esenlikle buluşmak dileğiyle.

Hakkında admin

Türk Dışticaret Vakfı

Cevapla

Scroll To Top