Son Haberler
Buradasınız: Anasayfa / Haftanın Yazısı / “TÜRKİYE’NİN TARIMI”
KENDİMİZE YETİYOR MUYUZ ?

“TÜRKİYE’NİN TARIMI”
KENDİMİZE YETİYOR MUYUZ ?

Yıllarca hep bir ülke efsanesi ile oyalandık.

Buna göre Türkiye, tarımda kendi kendisine yeten 7 dünya ülkesinden biriydi.

Gerçekten böyle miydi..?
Geçmişte de böyle olmadığını hepimiz biliyoruz. Ama gururumuzu okşayan, güven veren bu değerlendirmeye doğru olmadığını bile bile inandık ve hep dile getirdik.
Geçmişte damızlık ve kasaplık hayvan ithal ettiğimiz, hele yağ hammaddesi üretemediğimiz için sürekli ham ve mamul yağ ithali cihetine gittiğimiz, zaman zaman başta buğday olmak üzere tahılgiller ithal etmek mecburiyetinde kaldığımız bilinen gerçeklerdir.
Birçok ürünü geçmişte de yeterli düzeyde üretemiyorduk. Günümüz de de üretemiyoruz.
Üzülerek söyleyelim ki tarımı büyük ölçüde ihmal ettik. Sanayileşmeyi sanki tarımın alternatifi gibi gördük.
Oysa dünyanın en gelişmiş ülkeleri ve ekonomik bölgeleri, başta ABD ve Avrupa Birliği (AB) olmak üzere, tarımsal üretimlerinin devamlılığını, verimliliğini, piyasa istikrarını sağlamak ve çiftçinin kazanç düzeyini onu bu işin içinde tutacak düzeye çıkarmak amacıyla özel politikalar uygulamaktan hiçbir zaman vazgeçmemişlerdir.
AB, uygulamaya koyduğu Ortak Tarım Politikası (OTP) ile tarımsal üretimi artırmak, üreticilere daha iyi bir yaşam düzeyi sağlamak amacıyla 1960 yılından buyana yürürlüğe koyduğu bu kuralları kararlı bir şekilde uygulamaktadır.
AB menşeli tarım ürünleri, ithalata karşı prelevmanlarla korunurken, ihracatta ise sübvansiyonlarla desteklenmektedir.
Aynı şekilde iç piyasada da üretici müdahale fiyatı, hedef fiyat gibi mekanizmalarla korunmakta, piyasa, müdahale fiyatının altına indiğinde de AB müdahale mekanizmaları devreye girerek bu fiyattan çiftçinin malı alınmaktadır.
14 Mart 2016 tarihli yazımızda sizlere anlatmaya çalıştığımız Tarım Satış Kooperatifleri mekanizmasına ve destekleme alımlarına ne kadar benziyor. Sanki kopya çekmişler. Ne yazık ki, biz bu çok faydalı sistemi maalesef etkisiz hale getirecek her şeyi bilerek, isteyerek yani taammüden bozduk.
Birçok üründe destekleme alımlarından vazgeçtik. Destekleme kurumlarını (EBK, SEK gibi) ortadan kaldırdık veya onları güçsüz hale getirdik.
Şimdi bakalım 2001’den bu yana aradan geçen 15 yıllık süre içerisinde tarım ve hayvancılık üretimimiz nasıl bir gelişme göstermiş.
Önce tarımsal alanlardan başlayalım;

1

2001 yılında (68.8 milyon) olan Türkiye nüfusu 2015 yılında (78.7) milyona yükselerek; 15 yılda %14.38’lik bir artış gerçekleştirmiştir.
Oysa aynı dönemde toplam tarım alanlarımızda % 6.22’lik ekilen alanlarımızda ise % 12.16’lık bir gerileme gerçekleşmiştir.
Sebze bahçeleri de alan olarak gerilerken tek önemli artış meyve, yiyecek ve baharat bitkileri alanlarında görülmüştür.
Çayır ve meralar ise 15 yıldır sabit kalmış görünüyor. Ancak, gerçekten burada da erozyon yaşandığı tahmin edilmektedir.
Başlıca ürünler açısından Tarımsal üretimimizin 2001-2015 yılları arasındaki seyrini de tablolar halinde aşağıda bilgilerinize sunuyoruz.

2

İncelediğimiz bu 15 yıllık periyotta Buğday ekim alanları %15.9 daralmasına rağmen, buğday üretimi gerilememiş ve özellikle 2015 yılında rekor bir rekolte ile sonuçlanmıştır. 2014’e (19 milyon ton) göre yaklaşık % 16’lık bir artış sağlanmıştır. Daha bilinçli uygulamalar sonucunda üretim alanındaki önemli daralmaya rağmen üretim seviyesi 20 milyon tonun üzerine çıkarılmıştır.

Arpa, pamuk ve şeker pancarı ekim alanları da ciddi oranlarda daralmıştır.
Ancak, Arpada 15 yıllık ortalama üretim düzeyi muhafaza edilirken, pamukta üretim gerilemesi, şekerpancarında ise üretim artışı sağlanmıştır.
Yağ ve hayvansal yem açığını kapatması açısından mısır ve ayçiçeğinin gerek ekim alanları, gerekse üretim açısından artış göstermesi ise sevindiricidir.
3

Bu bölümden ele alınan ürünlerden özel bir ilgiye ve devlet desteğine sahip olan zeytin ve çay gibi ürünlerde ciddi bir artış sağlanırken diğer ürünler üretim düzeylerini korumuş görünmektedir.

4

Bezelye üretimi artmış görünüyor. Ancak bir üretim istikrarı mevcut değil. Örneğin, 2003 yılında 304.000 ton olan üretim 2012 yılında 220.000 bin tona kadar inmiştir.

Benzer gelişme nohut üretiminde de görülmektedir. Fasulye üretimi ise istikrarlı bir şekilde artmıştır.

Kırmızı mercimek üretimi 2010 yılında 199.000 tona kadar çıkmışken izleyen yıllarda düşüşe geçmiş ve 2015 yılında 164.000 ton olarak gerçekleşmiştir.

Yeşil mercimek üretimi ise nispeten bir istikrar içinde artış göstermiştir.
5
Bu bitki grubunda deyim yerinde ise yerimizde saymışız hatta geriye gitmişiz.

6

Domates haricinde kalan ürünler içinde yukarıda söylediklerimizi aynen tekrarlayacağız. Yerimizde saymışız. 7

Sığır sayısı stabil seyrederken 2010’dan itibaren artış kaydetmiştir. Benzer gelişmeyi koyun ve keçi sayılarında da izliyoruz.

Besiciliğin ve süt hayvancılığının teşviki, bunun yanında yanlış bir politika ile özelleştirilen Et ve Balık  ile Süt Endüstrisi Kurumları yerine benzer bir kurumun Et ve Süt Kurumu ismiyle yeniden hayata geçirilerek çiftçiye güven verilmesi bu gelişmede etkili olmuştur.

Ancak aradan geçen yıllar Türk hayvancılığına ağır darbe vurmuştur.

Bugün ulaşılan sayıların artan nüfus karşısında yeterli olmadığını ve sıklıkla ithalat cihetine gittiğimiz bir gerçektir.

Ekim alanlarının korunamaması, tarım nüfusunun, geçim ve sosyal koşulları yeterli görmemeleri sonucunda köylerden kentlere göç etmesi sonucunda halen birçok ürün grubunda maalesef kendi kendimize yettiğimizden söz etmemiz mümkün değildir.

Özellikle hayvansal ürünlerde kişi başına tüketim rakamlarımızın gelişmiş ülkelerin çok gerisinde kalmasına rağmen halen açığımızı ithalatla kapamaya çalışıyoruz.

Ayrıca ülkemizin tarımsal ürün dış ticaretini de mercek altına yatırarak “kendi kendimize yetme” efsanesinin gerçekliğini daha sağlıklı bir şekilde ortaya koyacağız. Keza sanayi ülkesi olarak öne çıkan ülkelerin tarımsal üretim açısından elde ettiği sonuçlarla birlikte bir değerlendirme yaptığımızda da gerçek durumumuz  çok daha iyi bir şekilde ortaya çıkacaktır.

Bu hususları bir başka yazımızda sizlerle paylaşacağız.

Son Söz

Bir tarım toplumu olduğumuz gerçeğini unutmamalı ve tarım alanlarımızı kaybetmemeliyiz. Bunları tekrar yerine koyamayız.

“Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık öldüğünde beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak” şeklindeki Kızılderili atasözünün ifade ettiği acı gerçeği yaşamamak dileğiyle.

Hakkında admin

Türk Dışticaret Vakfı

Cevapla

Scroll To Top