Son Haberler
Buradasınız: Anasayfa / Haftanın Yazısı / ZOR BİR İLİŞKİ
Döviz – Türk Lirası

ZOR BİR İLİŞKİ
Döviz – Türk Lirası

Türk Ekonomi tarihinin önemli, çetrefilli ve maceralı bir ilişkisidir Döviz – Türk Lirası ilişkisi.

Bu ilişkinin temelini 25 Şubat 1930 tarihinde kabul edilen Türk Parasının Kıymetini Koruma hakkında Kanun oluşturur.

Bu Kanun 3 yıl için çıkarılmıştır. Ancak, çeşitli tarihlerde uzatılarak 1970 yılına kadar gelmiş ve bu tarihten sonrada süresiz olarak yürürlük kazanacak şekilde değiştirilmiştir.

Bakanlar Kurulu Kararları ve tebliğlerle uygulanması düzenlenen bu Kanun ekonomi tarihimiz açısından gerçekten ayrıntılarıyla incelenmesi gereken ve günlük hayatımızı dahi derinden ilgilendiren bir etkiye sahip olmuştur. Bu Kanun zamanla, Türk Parasının Kıymetini “Koruma!” diye ironi konusu olmuştur.

Günlük hayatımızı gerçekten yakından ilgilendiren bir uygulama sahasına sahipti bu Kanun.

Yurt dışına mı gideceksiniz? Her yurttaşın yıllık belli bir döviz satın alma hakkı vardı. Bir dönem bunun kişi başına 200 $ olduğunu hatırlıyoruz. 200 $ ile ne yaparsınız yurt dışında! Onun için ya karaborsadan döviz temin edilerek, riskler alınmak suretiyle ihtiyaç giderilirdi.

Ya da ilginç yöntemler geliştirilirdi. Örneğin; siz gideceğiniz ülkedeki bir yurttaşımızın yakınına Türkiye’de TL ile ödeme yaparsınız. Gittiğiniz ülkedeki yurttaşımız da bunun karşılığını size orada öderdi. Özellikle yurt dışında okuyan çocukları olanların, tedavi için gidenlerin çokça kullandığı bir yöntemdi bu.

Yine küçük bir anekdot için Başkanımız Ertuğrul Önen’e kulak verelim.

“Yıl 1979, İhracat Genel Müdürü iken yurt dışına Müşavir olarak atandım. Döviz olarak harcırahımı aldım. Ayrıca turistik döviz hakkımı da kullandım. Tüm paramı iç cebimdeki cüzdanıma yerleştirdim. Esenboğa Havalimanında uçağa binmek üzere uçak merdiveninin önünde sıra halinde ilerliyoruz. Merdivenin başında bir polis yolcuların bazılarına soru soruyor. Bir kısmının üstlerini arıyor. Garip bir durum. Sıra bana geldi. Hiçbir şey sormadan elleriyle cep hizalarımı yokladı. Sonra elini ceket iç cebime sokarak cüzdanımı çıkardı ve içindeki paraları saymaya başladı. Sonra “ burada çok para var” dedi. Çok sinirlenmiştim. Neye göre çok dedim. “200 doların üzerinde para var” dedi. “Ben diplomatik görevle yurt dışına gidiyorum. O paranın içinde benim harcırahım var. Sen bana hiçbir şey sormadan sonuca gidiyorsun” dedim. Sonra o polisi Ankara Emniyet yetkilileri nezdinde şikayet ettim. Ama gerçekten çok kötü bir görüntüydü. O anı hiç unutamıyorum. Dövizi bir yasak meyve olmaktan çıkararak insanları böylesine zor durumdan kurtaran adımları atan Turgut Özal’ı rahmetle anıyorum.

Döviz, tabii bununla kastettiğimiz efektif, yani nakit yabancı para idi. Üzerinizde 5 dolar yakalanması ağır cezalarla yargılanmanız sonucunu doğururdu. İhracatçılarımız ihracat bedelini süresinde tam olarak yurda getirmek zorunda idiler. Milyonlarca liralık ihracat bedelinden birkaç bin doların noksan gelmesi veya çeşitli sebeplerle alıcı tarafından ödenmemesi büyük sorun olurdu. İhracatçının gerekçeleri ticaret müşavirleri aracılığı ile araştırılıp belgelendirilmeye çalışılırdı. Aksi halde ilgili kambiyo takibi ile karşı karşıya kalır, hakkında yaptırım uygulanırdı.

Hazinedeki birçok dostun övünç vesilesi idi. Türkiye’nin tanınmış bir sanatçısının veya iş adamının birkaç bin dolarlık bir döviz müsaadesi için nasıl kapılarda bekleyip, ricacı oldukları.

Dövizin yasaklı bir mal olarak değeri T.C. Merkez Bankası eliyle Devlet tarafından belirlenirdi. Yani sabit bir kur uygulanırdı. Ancak piyasa hiçbir zaman devletin belirlediği bu kura itibar etme, kısa zamanda resmi kur ile piyasanın karaborsa kuru arasında önemli bir fark oluşurdu.

Bu nedenle devletten ithalat kotası veya döviz tahsisi almak, açıktan ve havadan para kazanmak anlamına gelirdi. Ancak bu her kula değil ancak iktidara yakın hatırlı kişilere nasip olurdu.

Ne var ki, resmi kur bir müddet sonra ihracatı iyice tıkama noktasına getirince devalüasyon söylentileri başlardı.

Yani önceden fısıltı piyasaya yayılı, arkadan kendisi gelirdi. Bir sabah Türk Lirasının yabancı paralar karşısında değerinin önemli ölçüde düşürüldüğü haberi ile güne uyanılırdı. Devalüasyondan önce tahsis, kota kapanlar servetlerine servet katarlardı.

Dövizin yasaklı olması, serbestçe alınıp satılmaması, yurttaşların döviz olarak varlıklarını yurtdışında veya yastık altında tutmalarına neden olduğundan, Devlet ve Merkez Bankası da, sırasında 40 cente muhtaç hale gelir, ithalat yapılama; hatta, ithalat malı getiren gemilerin navlunları ödenemediğinden gemiler limanda beklerdi.

1983 yılında iktidar olan Özal, dövizi yasak mal olmaktan çıkardı. Döviz artık kolayca ulaşılabilen ve günlük piyasası oluşan bir ekonomik unsur haline gelmişti.

Türk Lirası ile mevduat hesabı açtırılabildiği gibi, herhangi bir yabancı para cinsinden de hesap açtırılabiliyor, yurtiçi – yurtdışı arasında her türlü para transferi mümkün hale getiriliyordu. Bugün Merkez Bankası, Türk Lirasının günlük ilan edilen kurlardan değişimini taahhüt etmiştir. 1990 yılında Türkiye IMF ana sözleşmesine göre yükümlülüklerini kabul ettiği için IMF tarafından Türk Lirası konvertibl paralar arasına alınarak, duyurusu yapılmıştır.

Ne var ki, paramız, konvertibl olmakla beraber halen uluslararası bir ödeme vasıtası niteliği kazanamamıştır. Bunun için Türk Parasının diğer ülkeler tarafından tanınan ve hatta bir kıymet olarak tutulan bir para olması lazımdır. Bu da tabiatıyla ülkemizin ekonomik büyüklüğü, gücü ve performansı ile ilgilidir.

Bugün “hard currency” diye nitelenen ABD Doları, Euro, Pound, Yen gibi paralar konvertibl olmalarının yanında uluslararası tanınırlıkları itibariyle uluslararası ödeme vasıtası olarak kullanılmakta ve hatta rezerv para olarak da tutulmaktadırlar.

Dövizde uygulanmakta olan bu serbest sistem zaman zaman suni müdahalelerle yönlendirilmesine, baskılanmasına rağmen temelde ekonominin prensipleri geçerli olmakta, fiyat günlük olarak serbestçe oluşmakta ve serbest piyasa düzeninde fiyatını ödemek kaydıyla her zaman dövize ulaşılabilmektedir.

Dileğimiz Türk Parasının bir gün ekonomimizin ulaşacağı büyüklük ve güçle rezerv para niteliğini kazanması ve ekonomi yazarı Ege Cansen’in sık sık tekrarladığı gibi iki paralı bir ekonomiye sahip olan Türkiye’nin tek egemenin kendi parası olan tek paralı bir sisteme kavuşmasıdır.

Hakkında admin

Türk Dışticaret Vakfı

Cevapla

Scroll To Top