Son Haberler
Buradasınız: Anasayfa / Haftanın Yazısı / BEN DE BODRUM’DAYDIM

BEN DE BODRUM’DAYDIM

Bunu bir övünme vesilesi olarak söylemiyorum. Yıllar önce aldığımız bir evimiz var. Cümle yazlıkçılar gibi yaz gelince Ankara’daki ev yaşamını Bodrum’a taşımaktan öte bir anlam taşımıyor bizim Bodrum’da olmamız.

Bodrum gerçekten eşi az bulunur bir mikro klima. Yazın en sıcak günlerinde bile bunaltmayan, nem barındırmayan; hani deyim yerindeyse “limonata” gibi diye tanımlanan havalardan. Bu yazı hemen hemen hiç klima çalıştırmadan geçirdiğimizi söylesem abartmış olmam. “Ne yapıyoruz, niçin buraya geliyoruz?” derseniz. Ankara’da yaptığımızdan farklı şeyler değil. Orada ne yapıyorsak üç aşağı beş yukarı burada da aynısı günlük yaşantımızı oluşturuyor “artımız işte bu limonata” gibi hava ile, Ege’nin ılık, insanı dinçleştiren sularıyla buluşmak oluyor.

Bu bizim Bodrum’umuz. Bir de hepimizin basının magazin sayfalarından izlediği bir başka Bodrum var. İşte o Bodrum “gecelere akmak” diye tanımlanan bir başka yaşam tarzını benimseyenlerin Bodrum’u.

Biz de, Bodrum’a gidemeyenler kadar bu Bodrum’un yabancısıyız. Çünkü o Bodrum sokaklarda, çarşılarda, açık alanlarda görülebilen bir Bodrum değil. O Bodrum’u yaşayabilmek için önce anahtarını fiyakayla valeye fırlatacağınız itibarlı ve ayrıca başına bir şey gelir mi diye düşünmeyeceğiniz bir araba sahibi olmanız gerekmektedir.

Doğal olarak iş arabayla bitmiyor. Sonra menüyü görmeden gelen faturayı hiç şaşırmadan ve kızmadan ödeyecek bir cüzdan gücüne de sahip olmanız gerekiyor.

İşte sizlerin magazinlerden izledikleriniz, buraların kazığının yabancısı olmamalarına rağmen her yıl oralara giderek daha da sivriltilmiş kazıkları yiyip bir de basında veryansın eden sözde ünlülerdir, o farklı dünyanın en önde gelen temsilcileri.

Geçenlerde Bodrum Belediye Başkanı, Bodrum’un niçin hep bu negatif ve kazık tarafından tanıtıldığına yönelik üzüntülerini ifade ediyordu ki, yerden göğe kadar haklıdır.

Bodrum’da her keseye, her meşrebe hizmet edebilecek çok sayıda yer vardır. Örneğin biz o ünlü beach clublara, ultra lüx restoranlara gitmediğimiz için kazık yiyip, bir de bundan şikâyet etmiyoruz.

Şikâyet edenlere önerimiz; madem yediğiniz kazıklar canınızı acıtıyor, siz de gitmeyiverin oralara. Onlar gelip sizi bulup kazık atacak değiller ya. Eğer sizler oralara iltifat etmezseniz onlar da kazık atacak kimse bulamayacakları için bu işten vazgeçeceklerdir. Ya da kazığın boyunu küçülteceklerdir.

Ancak, gördüğümüz bu devran böyle dönecek ve onlar kazık atmaya, bu yakınan kitle de daha da çoğalarak bu kazığı yemeye devam edeceklerdir.

Gelelim biraz da Bodrum’un gerçeklerine: Normal nüfusu yüzaltmışbin dolaylarında olan Bodrum yazın 1-1.5 milyon ek nüfus almaktadır. Basit, sıradan bir ilçe yönetimi anlayışıyla yüzbinlerce yabancıya da hizmet veren bu beldenin gereksinimlerinin karşılanması mümkün değildir ve nitekim karşılanamamaktadır.

Bodrum, merkezi hükümetin de yan gözle baktığı bir yerdir. Hemen hemen hiçbir sorunu çözümlenememiştir. Altyapı bakımından doğunun, orta Anadolu’nun kasabalarından bile daha kötü durumdadır. Ne musluklardan sağlıklı şebeke suyu akıtılabilmiştir, ne kanalizasyon sorunu çözülmüştür. Yarımadanın yollarının büyük bölümü ilkel bir görünümündedir. Yama yama üzerine asfalt olmaktan çıkmıştır. Trafiği, yazın, adeta İstanbul trafiğidir. Bu yaz bir tatil günü evimden birkaç kilometre uzaklıktaki Gündoğan’ın merkezine yarım saatte güçlükle ulaşabildim. Esasen bu daracık yollarda bir aracın özensiz park etmesi hayatı felç etmeye yetmektedir. Ne polis var, ne jandarma. Her şey Allah’a emanet. Milyon dolarlara satılan evler, villalar; doğru dürüst yolu yok, çevresi rezalet. Yalıkavak – Ortakent arasında yaz kış günde on binlerce aracın geçtiği yol yapımı başlamasına rağmen yıllardır çift yol haline getirilememiştir. Önünüze bir ağır araç düşünce anında yüzlerce araçtan oluşan bir konvoy oluşması işten değildir. Heder olan milli servettir. Anadolu’nun kuş uçmaz kervan geçmez yerlerinde bile birçok yere duble yolla ulaşılırken bu kadar yoğunluk olan bir yere halen el atılmayışının nedenini doğrusu düşünmek istemiyorum.

Bodrum, Türkiye’nin en fazla toz üreten beldelerinden biridir. Arabanızı bugün yıkatın yarın hiç yıkanmamış gibi olması normal bir durumdur.

Bodrum, ihmal edilmiş, sorunları olan ancak, her şeye rağmen yaşanılası, kültürel etkinlikleri, sosyal faaliyetleri ile de öne çıkan aydınlık bir kenttir.

Yaza buluşmak üzere..

O.Ertuğrul Önen

Hakkında admin

Türk Dışticaret Vakfı

Cevapla

Scroll To Top