Son Haberler
Buradasınız: Anasayfa / Haftanın Yazısı / BİZİM UMUDUMUZ VARDI

BİZİM UMUDUMUZ VARDI

Çocukluk ve ilk genç yıllarımın Türkiye’si küçük istisnalar dışında varlıklı bir toplum değildi.
Evlere giren en teknolojik alet radyolardı. Her ailenin gücü radyo almaya yetmezdi. Bu nedenle haber saatlerinde, kısaca “temsil” diye nitelenen “radyo tiyatrosu” saatlerinde mahalleliler radyo olan evlerde toplanırlardı.

Yüksek bir rafa yerleştirilen ve üzeri dantel örtülü radyonun açıldığında lambasının yavaş yavaş yanmaya başlamasıyla radyodan ilk sesisin duyulması artık hepimizin ezberlediği bir ritüeldi.

Buzdolabının adı “frigidaire”di. Ama bizim mahallede kimsede yoktu. Bizim buzdolaplarımız tel dolaptı. Yiyecekleri hem haşereden korur, aynı zamanda da serin tutardı. Yemek odası, oturma odası, yatak odası öyle kalabalığımız yoktu. “Sedir ve divan” tabir edilen yerlerde oturulur, yemek yerde yenilirdi. Bir küçük at arabası bir evin taşınmasına yeterde artardı bile.

Araba sahibi olmak hayal ötesiydi. Amerikan filmlerinde gördüğümüz araba bolluğuna akıl erdiremezdik. O başka bir dünyaydı ve demek ki orada herkes zengindi. Yoksa araba sahibi olabilirler miydi? Evlerde sinema gibi seyredilen bir aletin varlığından da haberdardık.

Giysilerimizin yedeği yoktu. Yırtılan, paralanan tamir edilirdi. Pantolonlar, çoraplar yamanır, örülür. Gömleklerin eskiyen yakalarının yerine gömleğin arka görünmeyen kısmından parça kesilerek yeni yaka yapılır. Yıpranan kollar kesilerek uzun kollu gömlek kısa kolluya dönüştürülürdü.

Ceket için bulunan formül de ters yüz etmekti. Ters yüz edilen ceket, mendil cebinin soldan sağa geçmesiyle anlaşılırdı.

Ayakkabılar pençelenir, altı çabuk yıpranmasın diye topuk ve burun kısımlarına demir çakılırdı. Büyüklerimiz için bir dayanıklılık unsuru olan bu demirler bizim için çıkardığı sesle bir fiyaka unsuru haline gelmişti.

Cumhuriyetin kuruluşu halen tazeliğini koruyordu. Kurtuluşa ve kuruluşa bilfiil katılıp destek olan gaziler, kahramanlar halen aramızda yaşıyorlardı. Onların gururlu anılarını dinleyerek cumhuriyete olan inancımızı ve milliyetçilik duygularımızı pekiştiriyorduk.

Ülkenin büyük çoğunluğu yoksuldu. Kıt kanaat geçiniyordu. Ama mutlu ve umutluydu.

Herkes güç koşullarda kurulan bu ülkenin geleceğine inanıyordu. Daha çok çalışarak, daha çok fedakârlık yaparak da iyi bir geleceğe ulaşacağımıza ilişkin inancımız tamdı. Hepimiz devletin okullarında okuyorduk. Büyük çoğunluğumuzun ailelerinin bir birikimi yoktu. Ne yaparsak biz yapacaktık. O günlerin deyişi ile “okuyup adam olacaktık”. Ailelerimiz, öğretmenlerimiz bizi buna inandırmışlardı. Çalışarak, kendimizi yetiştirerek hem yaşam standardımızı yükseltebilecek, hem de kendimize iyi bir hayat kurabilecek, ülkemiz için, Cumhuriyetimiz için faydalı bireyler haline gelecektik. Bu amacın içimizde oluşturduğu kıvılcımı biz umutlarımızla besleyerek bir kor ateşe dönüştürüyorduk.

Oluşan bu parlak ışıkta artık içinde bulunduğumuz koşulları değil çalışmalarımız, gayretlerimizle bizi gelecekte bekleyen koşulları görüyor ve böylece çalışma azmimizi, gücümüzü daha da artırıyorduk.

Biliyorduk ki, temelinde Büyük Atatürk’ün ve onun kahraman, fedakâr silah ve dava arkadaşlarının mayası bulunan bu cumhuriyet, biz gençlerine, çocuklarına fırsat eşitliği içinde yarışma ve sonunda da umutlarına kavuşma imkânı verecektir.

Geleceğe dönük bu umutlarımız günümüzü aydınlatmaya, içinde bulunduğumuz koşulları başka bir gözle görmeye ve sonuçta bizi mutlu etmeye yetiyordu.

Biz yoksul ama kendi geleceğimize ve ülkemizin geleceğine inanan mutlu bir toplumduk.

O.Ertuğrul ÖNEN

Hakkında admin

Türk Dışticaret Vakfı

Cevapla

Scroll To Top