Son Haberler
Buradasınız: Anasayfa / Haftanın Yazısı / HAYALİ İHRACATÇIYI KAZIYINCA ALTINDAN NE ÇIKIYOR?

HAYALİ İHRACATÇIYI KAZIYINCA ALTINDAN NE ÇIKIYOR?

Yazımızın hemen başında, aşağıdaki düşünce ve yorumlarımızı, yaklaşık elli yıldan bu yana, birlikte çalıştığımız, yan yana oturup aynı yöne baktığımız, ülkemizin çok şey borçlu olduğu, namuslu, dürüst ihracatçılarımızı tenzih ederek yaptığımızı güçlü bir şekilde vurgulamakta fayda görmekteyiz. Onlar, Türk Dışticaret Vakfı’nın iki yılda bir başarıyla altı kez organize ettiği Dünya Türk İşadamları Kurultayları’nın İzmir’de yapılan ikincisinde 9. Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel’in dile getirdiği “İhracat, ülkemizin bağımsızlık kadar önemli bir meselesidir!” şeklindeki özlü sözüm aslî kahramanlardandır. İhracat akışının hızlandırılması, rasyonelleştirilmesi ve kolaylaştırılmasını teminen hazırladıkları ve uygulamaya koydukları mevzuat ile dış ticarete katkıda bulunan bürokratların da bu “aslî kahramanlardan” olduğu gerçeğini burada ifade etmeyi gerekli görmekteyiz. Dış ticaret bürokrasisi ile ihracatçılarımız arasındaki yapıcı, samimi, dürüst ve ihracatımızın geliştirilmesi odaklı ilişki ve iletişim iklimine, ülkemiz bürokrasisinin başka hiçbir yerinde rastlamanın mümkün olmadığı şeklindeki şahsi görüşümüzü de bu vesileyle paylaşalım.

Gelelim, ülkemizin maalesef bir gerçeği olan hayali ihracata. Hayali ihracatın ne olduğu bilindiği için, ne bu “yöntemin” ilk olarak 1940’lı yıllarda başladığının, 1973 Nisan ayında çıkan bir Bakanlar Kurulu Kararı ile mobilyaya % 75 oranında vergi iadesi “imkânı” tanınmasıyla 1973 ve takip eden yıllarda tırmandığının, Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) ve Avrupa Birliği’nin “performansa dayalı ihracatı teşvik sisteminin DTÖ kurallarına açık ve net bir şekilde aykırı olduğu, haksız rekabete yol açtığı, bu nedenle uygulamasına son verilmesi” uyarıları sonucunda 1995 Ocak ayı başından itibaren “devlet yardımları” adı altında modern ihracat teşvik sistemine geçildiğinin hikâyesini uzun uzun anlatmayacağız. Aslında hikâyenin geniş anlatımının  300-400 sayfalık bir kitapta ancak yapılabileceğini de ekleyelim.

Konu başlığımıza gelince, kendisinin talebesi olma ayrıcalığını da yaşadığım çok değerli ceza hukukçusu Prof. Dr. Faruk Erem’in “Suçluyu kazıyınca altından insan çıkar” sözünü öncelikle hatırlatmak durumundayım. Faruk Hoca, hümanist yaklaşımını, belki de en net şekilde bu cümlesiyle ifade etmiştir. Kendisi hayatta olsa idi “Hocam bu veciz söyleminizi, seri katiller, seri tecavüzcüler ve her türlü seri suçlular için de mi söylediniz, bunu bilemiyorum, ama ben size bizim meslekteki seri hayali ihracatçıları anlatayım, kazıyınca altından ne çıkıyor, onu da haddimi aşmadan kendi açımdan anlatmaya çalışayım” der ve şöyle devem ederdim.

Evet hayali ihracatçılar, seri olsun olmasın, devletin kasasından, hak etmedikleri milyonlarca dolar karşılığı Türk Lirası’nı kelimenin tam anlamıyla ceplerine indirmişlerdir. Hani güzel Türkçemizdeki özdeyişlerden biri olan üzerinde “Tüyü bitmemiş yetimin hakkı” olan paralar hayali ihracatçıların derin ceplerine gitmiştir. Bunlardan hapislerde çürüyen falan da olmamıştır. Bir kısmı kirişi kırmış Miami’deki villasında keyif çatmış, bir kısmı da, argo olacak ama kusuruma bakmayınız, “yırtmıştır”. Bu arada, davalar sürecinde değerli bir bürokrat arkadaşımız, sevgili Arif Özmen, kanser olmuş ve vefat etmiştir. Yani hayalicilerin narına bir bürokrat şehit olmuştur. Evet yanlış okumadınız, Arif Özmen meslekdaşımız hayali ihracatçılara karşı devletin uygulamalarını anlatır ve bir bakıma devletin uygulamalarında bir yanlışlık olmadığını, yanlışlığın hayali ihracat fiilini ve suçunu işleyenlerde  olduğunu anlatırken hasta olmuş ve şehit düşmüştür. Kendisi ilk (ve umarım ki son) dış ticaret şehididir.

Devlet son derece iyi niyetle, ihracatımız gelişebilsin diye, kısıtlı bütçe olanaklarını dürüst, iyi niyetli ihracatçının hizmetine sunmuş, ülke ihracatı için hedeflenen fayda bir ölçüde sağlanmış, ancak bu arada kötü niyetliler de bu sistemden olumsuz anlamda “yarar” sağlamışlardır.

Hayali ihracatın kökü kazınmış mıdır? Maalesef hayır. % 18’lik KDV’nin yarattığı “cazibe” bu işi meslek edinmiş olan sözde ihracatçılar için sürmektedir. Google’a  bir göz attığınızda ne demek istediğimiz anlaşılacaktır.

Unutmadan söyleyelim: Hayali ihracat suçlusunu kazıdığınızda altından tüyü bitmemiş yetimin hakkı çıkmaktadır…

Ömer BERKİ

Not: Bu satırların yazarı 1980’li yıllarda,
“Kardeşim sen hayali ihracat yapmışsın”
dediği bir hayali ihracatçının “Beyefendi
bu bir sistemdir” deme terbiyesizliğine ve
yüzsüzlüğüne bizzat tanıklık etmiştir.
Olayın sonra nasıl geliştiğini de, izninizle
anlatmayıp kendimize saklayalım.

Hakkında admin

Türk Dışticaret Vakfı

Cevapla

Scroll To Top