Son Haberler
Buradasınız: Anasayfa / Dış ticaret / İHRACATIMIZ NE KADAR İHRACAT?

İHRACATIMIZ NE KADAR İHRACAT?

disticaretvakfi

Dış ticaret dünyasının bilfiil içinde olanlar, “İhracatımız Ne Kadar İhracat?” başlığıyla kastettiğimizi zannediyoruz hemen anlamışlardır. Kastımız, Dahilde İşleme Rejimi (DİR) konusunu tartışmaktır. Hemen belirtmemiz gerekmektedir ki, DİR, gelişmiş ülkeler de dahil tüm dünyada uygulanan, ihracatçıya uluslararası piyasalarda rekabet gücü kazandıran rasyonel bir yöntemdir. Bir hususa evvelemirde açıklık getirmekte fayda görmekteyiz. Genel yapısı ve işleyişi itibariyle DİR’e karşı çıkma gibi bir yaklaşımımız bulunmamaktadır. Aksine bir düşünce, dış ticaretin genel mantığından ve felsefesinden uzak olduğumuzu gösterecektir.

DİR ile ilgili sorulacak tek soru şudur: Ne kadar DİR?

Bu noktada, konuya yabancı olanlar için DİR’in işleyişini, teknik ayrıntıya girmeden anlatalım.

İhracat için bir ürün hazırlanmaktadır. Bu ürün için hammadde veya yarı mamul maddeyi yurt içinden aldığınız takdirde, uluslararası piyasalarda kabul görecek rekabetçi ihraç fiyatı tutturulamamaktadır. Bu darboğazın aşılması ve ihracatın yapılabilmesi için, ucuz hammadde veya yarı mamulün yurt dışından gümrük vergisi ve KDV ödenmeksizin (Gümrük İdaresine teminat verilerek) ithaline izin verilmektedir. İthal edilen bu ürünler kullanılarak imal edilen nihai ürün ihraç edildiğinde de teminat, ilgili firmaya iade edilmektedir.

Bu suretle firmalarımıza rekabetçi fiyat oluşturabilmeleri, buna bağlı olarak ihracatın sürdürülebilirliği sağlanmaktadır. Bu husus, DİR’e ilişkin Bakanlar Kurulu kararı’nın “Amaç” başlıklı 1. maddesinde şu şekilde ifadesini bulmaktadır: “Bu Karar; Dünya piyasa fiyatlarından hammadde temin etmek suretiyle ihracatı artırmak, ihraç ürünlerine uluslararası piyasalarda rekabet gücü kazandırmak, ihraç pazarlarını geliştirmek ve ihraç ürünlerini çeşitlendirmek amacıyla hazırlanmıştır.”

Söz konusu Kararnamenin “Müracaatların Değerlendirilmesi ve Belge/İzin Düzenlenmesi” başlıklı 9. Maddesinde, sistemin işleyişi ile ilgili kriterlerden biri de;

“Türkiye Gümrük Bölgesindeki üreticilerin temel ekonomik çıkarlarının olumsuz etkilenmemesi”

şeklinde ifade edilmektedir.

Buraya kadar sorun bulunmamaktadır. Hatta, ihracatçımızın dış piyasalarda yer edinebilmesi, tutunmaları ve devamlılıkları açısından ideal bir düşünce ve düzenleme ile karşı karşıya bulunduğumuzu söylemek yanlış olmayacaktır.

Sorun, toplam ihracatımız içinde bu sistemden hangi oranda faydalanıldığıdır. Yukarıda da belirttiğimiz gibi, gelişmiş ülkelerin de başvurduğu bu yöntemi Avrupa Birliği ülkeleri % 5 civarında, ülkemiz ise bazı yıllar % 60’lara varan oranlarda olmak üzere, ortalama % 50 oranında kullanmaktadır. Bunun anlamı, 2012 yılı rakamlarıyla şudur: 152 milyar dolar seviyesindeki ihracatımızın, yarısı, yani 76 milyar dolarlık bölümü, DİR kapsamında yapılan ithalatla mümkün olabilmiştir.

Hükümet, “gidişatın” bir ölçüde (veya umarız ki geniş ölçüde) kontrol altına alınabilmesi için Haziran 2012’de yürürlüğe konulan “Yatırımlarda Devlet Yardımları Hakkında Karar” ile yatırımlar konusunda yeni bir açılım olarak “Stratejik Yatırımlar” konseptini devreye sokmuştur. Stratejik yatırım konusundaki temel ilke, ilgili Bakanlar Kurulu Kararı’nda (8. Madde) “ithalat bağımlılığı yüksek ürünlerin üretimine yönelik yatırımlar” şeklinde, net bir biçimde ifade edilmektedir. “İthalat bağımlılığı” ifadesinden sadece normal ithalattaki bağımlılıktan değil, aynı zamanda DİR kapsamındaki ithalat bağımlılığının da kastedildiği açıktır. Bu, önemli bir önlemdir, ancak sonuçlarının alınması için en az 5-6 yıl beklenmesi gerekecektir.

Gümrük Kanunu ile Gümrük Yönetmeliği’nden sonra en geniş mevzuat alt yapısına sahip olan ve son derece ayrıntılı teknik bir yapısı bulunan DİR’e bu şekilde ana hatlarıyla değinerek, ihracatımızın ne kadar ihracat olduğu konusunda umarım bazı ipuçları vermişizdir.

Gözden kaçıranlar için tekrarlayalım: Yukarıda, DİR hakkındaki Kararın 9. Maddesine atıfta bulunarak, “DİR ile ilgili kriterlerden biri de, Türkiye Gümrük Bölgesindeki üreticilerin temel ekonomik çıkarlarının olumsuz etkilenmemesi olduğunu ifade etmiştik. Bu, DİR ile ilgili en önemli hususlardan biri, belki de ilkidir. Yerimiz müsaade etmediği için, bu önemli konuyu bir sonraki yazımıza bırakıyoruz.

Sevgi ve saygılarımızla…

Not: Girişim’in bir önceki sayısında “Yalan, Kuyruklu Yalan, İstatistikler!” başlığı altında yayımlanan yazımızın konusunu oluşturan “TÜİK dış ticaret istatistiklerinde, ‘Ödeme Şekillerine Göre İhracat’ alt ayırımındaki peşin dövizle ihracatın, 2012 yılında tarihinde hiç olmadığı şekilde iki misli arttığı ve toplam ihracat gelirleri içinde % 14’lük bir paya ulaştığı, bu durumun dikkat çektiği ve açıklanmaya ihtiyacı olduğu” hususunu vurgulamıştık. Şahsi tahminimiz, İran’a 2012 yılında, doğal gaz borcumuzu ödemek için altınla yapılan ödemenin ihracat ve peşin dövizle ihracat sayıldığı yönündedir. Durum, geneli itibariyle tartışmalı olmakla beraber, bu sevkiyatın muhakkak ihracata yazılması gerekiyor idiyse, “Ödeme Şekillerine Göre İhracat” alt ayırımında yer alan “Özel Takas” bölümünün tercih edilmesi, bizce daha uygun bir yaklaşım olurdu.

Hakkında admin

Türk Dışticaret Vakfı

Cevapla

Scroll To Top