Son Haberler
Buradasınız: Anasayfa / Haftanın Yazısı / SEÇENLER, SEÇİLENLER

SEÇENLER, SEÇİLENLER

Demokrasinin bir gereğidir, bu rejimi benimseyen toplumlarda veya topluluklarda seçen ve seçilenlerin olması. Ülkemizde de iyi kötü 70 yılı aşkın bir demokratik yaşamımız var. Zaman zaman inişleri çıkışları olmasına, kesintiye uğramasına rağmen milletçe Cumhuriyetin bir armağanı olan bu sistemi sevdik ve ona sıkı sıkıya sarıldık.

Ancak ne yazıktır ki demokrasi uygulamamıza kalite kazandıracak seçen ve seçilenler arasındaki nazik ilişki dengesini ve bu kesimlerin hak ve ödevleri konusunu sağlam bir zemine oturttuğumuz söylenemez. Seçilenler deyince ilk aklımıza gelenler milletvekilleridir.

Dilimizde önce “mebus” deyimiyle adlandırılan bu kesim günümüzde “milletvekili” diye isimlendirilmektedir.

Yani sizin, benim oylarımızla seçilip Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne gönderdiklerimiz, yani bizlerin vekilidir milletvekillerimiz.

Bizden aldıkları vekâletin gereklerini yerine getirmek üzere oraya gitmişlerdir. Anayasanın 81. Maddesindeki yeminle bu ülke ve bu millet için çalışacaklarına söz vermişlerdir.

Seçtiğimiz vekillerimiz daha meclise adım atar atmaz kendinden öncekilerin yarattığı imtiyazları hemen içtenleştirerek tadını çıkarırken, mevcut imtiyazlarına yenilerini ekleyerek kendilerini seçen milletle iyiden iyiye ayrıştırmaya çaba harcayarak, kendilerini imtiyazlı bir sınıf haline getirmekte hiçbir sakınca ve etik engel görmemektedirler.

Her konuda ayrı düşen farklı partilere mensup milletvekilleri iş kendilerine yönelik menfaate ve imtiyaza gelince kenetlenmekte ve halkın dikkatinden süratle kaçırarak gereğini yapmaktadırlar.

İşte size imtiyazlardan bir dizi; maaş, emeklilik ödemeleri, her ikisinin birlikte alınabilmesi imkânı, emeklilikte bile aile boyu diplomatik pasaport, harçsız silah ruhsatı. Hele bu silah işini hiç anlamıyorum. Millet kendisini emniyette hissederken vekilleri kendilerini asılları kadar güvende hissetmiyorlar mı ki? Her biri beline bir silah takıyor.

Muhteremler ayrıca VİP’dirler. Milletin gelip geçemediği yerlerden gelir geçerler. Trafik cezaları sana bana uygulanır. Yolda hız yapar, kural hatası yapar, yanlış yere park eder. Olsun. Nasıl olsa onlara ceza yazılamaz.

Vekiller, kendini seçenlere örnek olacaklarına kuralları çatır çatır çiğnemekte sakınca görmezler. İçlerinde mutlaka örnek davranış içinde olanlar da vardır ama, kuralların böylesine bu kesime bir imtiyaz sağlayacak şekilde değiştirilmesinedir bizim itirazımız.

Milletin vekilleri böyle, diğer seçilenler farklı mı? İşte ticaret, sanayi odalarının başkanları, özellikle de sendika başkanları. Emeği ile hayatını kazanan bir kesimden gelen ve o kesimin oylarıyla seçilen bu insanlar, deyim yerindeyse “lüksün dibine” vurmaktadırlar. En lüks arabalar bunların altındadır. Maaş dersen milletvekillerini bile imrendirecek düzeydedir.

Seyahatler, lüks otellerde konaklamalar. Bir seçileni bir daha yerinden uzaklaştıramazsın. Onları seçenler asgari ücrete talim ederken bu ne aymazlık, ne utanmazlıktır. O temsil ettiklerinin yüzüne nasıl utanmadan bakabiliyorlar?

Bir eleştiri de seçenlere. Siz böyle sessiz, ilgisiz her şeyi kabullenip, kenara çekilir, seçtiklerinizin sizden farklılaşmasını, imtiyazlı hale gelmesini sineye çekerseniz onları temsil ettiklerinden farklı ve üstün bir konuma koyarsanız, onlar ve yerlerine gelecek yenileri aynı düzeni sürdürmeye devam edeceklerdir.

Hani bir söz vardı ya “sen yük taşımaya hazırsan, binen çok olur” diye.

O. Ertuğrul Önen

Demokrasinin bir gereğidir, bu rejimi benimseyen toplumlarda veya topluluklarda seçen ve seçilenlerin olması. Ülkemizde de iyi kötü 70 yılı aşkın bir demokratik yaşamımız var. Zaman zaman inişleri çıkışları olmasına, kesintiye uğramasına rağmen milletçe Cumhuriyetin bir armağanı olan bu sistemi sevdik ve ona sıkı sıkıya sarıldık.

Ancak ne yazıktır ki demokrasi uygulamamıza kalite kazandıracak seçen ve seçilenler arasındaki nazik ilişki dengesini ve bu kesimlerin hak ve ödevleri konusunu sağlam bir zemine oturttuğumuz söylenemez. Seçilenler deyince ilk aklımıza gelenler milletvekilleridir.

Dilimizde önce “mebus” deyimiyle adlandırılan bu kesim günümüzde “milletvekili” diye isimlendirilmektedir.

Yani sizin, benim oylarımızla seçilip Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne gönderdiklerimiz, yani bizlerin vekilidir milletvekillerimiz.

Bizden aldıkları vekâletin gereklerini yerine getirmek üzere oraya gitmişlerdir. Anayasanın 81. Maddesindeki yeminle bu ülke ve bu millet için çalışacaklarına söz vermişlerdir.

Seçtiğimiz vekillerimiz daha meclise adım atar atmaz kendinden öncekilerin yarattığı imtiyazları hemen içtenleştirerek tadını çıkarırken, mevcut imtiyazlarına yenilerini ekleyerek kendilerini seçen milletle iyiden iyiye ayrıştırmaya çaba harcayarak, kendilerini imtiyazlı bir sınıf haline getirmekte hiçbir sakınca ve etik engel görmemektedirler.

Her konuda ayrı düşen farklı partilere mensup milletvekilleri iş kendilerine yönelik menfaate ve imtiyaza gelince kenetlenmekte ve halkın dikkatinden süratle kaçırarak gereğini yapmaktadırlar.

İşte size imtiyazlardan bir dizi; maaş, emeklilik ödemeleri, her ikisinin birlikte alınabilmesi imkânı, emeklilikte bile aile boyu diplomatik pasaport, harçsız silah ruhsatı. Hele bu silah işini hiç anlamıyorum. Millet kendisini emniyette hissederken vekilleri kendilerini asılları kadar güvende hissetmiyorlar mı ki? Her biri beline bir silah takıyor.

Muhteremler ayrıca VİP’dirler. Milletin gelip geçemediği yerlerden gelir geçerler. Trafik cezaları sana bana uygulanır. Yolda hız yapar, kural hatası yapar, yanlış yere park eder. Olsun. Nasıl olsa onlara ceza yazılamaz.

Vekiller, kendini seçenlere örnek olacaklarına kuralları çatır çatır çiğnemekte sakınca görmezler. İçlerinde mutlaka örnek davranış içinde olanlar da vardır ama, kuralların böylesine bu kesime bir imtiyaz sağlayacak şekilde değiştirilmesinedir bizim itirazımız.

Milletin vekilleri böyle, diğer seçilenler farklı mı? İşte ticaret, sanayi odalarının başkanları, özellikle de sendika başkanları. Emeği ile hayatını kazanan bir kesimden gelen ve o kesimin oylarıyla seçilen bu insanlar, deyim yerindeyse “lüksün dibine” vurmaktadırlar. En lüks arabalar bunların altındadır. Maaş dersen milletvekillerini bile imrendirecek düzeydedir.

Seyahatler, lüks otellerde konaklamalar. Bir seçileni bir daha yerinden uzaklaştıramazsın. Onları seçenler asgari ücrete talim ederken bu ne aymazlık, ne utanmazlıktır. O temsil ettiklerinin yüzüne nasıl utanmadan bakabiliyorlar?

Bir eleştiri de seçenlere. Siz böyle sessiz, ilgisiz her şeyi kabullenip, kenara çekilir, seçtiklerinizin sizden farklılaşmasını, imtiyazlı hale gelmesini sineye çekerseniz onları temsil ettiklerinden farklı ve üstün bir konuma koyarsanız, onlar ve yerlerine gelecek yenileri aynı düzeni sürdürmeye devam edeceklerdir.

Hani bir söz vardı ya “sen yük taşımaya hazırsan, binen çok olur” diye.

O. Ertuğrul Önen

Hakkında admin

Türk Dışticaret Vakfı

Cevapla

Scroll To Top