Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Post Type Selectors
Son Haberler
Buradasınız: Anasayfa / Haftanın Yazısı / KIZILIRMAK

KIZILIRMAK

O. Ertuğrul ÖNEN

Uzun süredir yazdıklarımdan inanın benim içim karardı. Geçen haftalardaki yazıların başlıklarına bakın! Biz bu filmi daha önce izledik, Ben demiştim, Öngörülemez bir geleceğe doğru ilerliyoruz, Belalı Coğrafya, Bayram mı yaptık.. Beğen beğendiğini al, yokluk, yoksulluk, huzursuzluk, savaş. Sizin de içiniz kararmıştır muhakkak.

Bu nedenle, farklı bir şeyler yazmak ya da hiç yazmamak arasında bocalayıp durdum. Kararsızlık içinde bocalayıp dururken aklıma beni mutlu eden bir fikir geldi. Sanıyorum onu ismen tanımayanınız yoktur. Ama ne kadar tanıyor ve biliyorsunuz? Size bu yazımda Kızılırmak nehrini anlatacağım. Nereden çıktı şimdi Kızılırmak diye sorduğunuzu görür gibiyim.

Kızılırmak yalnızca bir nehir değildir. Berekettir, tarihtir, kültürdür, yaşamdır. Bunun için anlatılmaya değerdir. Tanıtılması gereken mutlaka birçok başkaca coğrafi zenginliklerimiz vardır. Ama ben Sivaslıyım. Çocukluğum, gençliğim bu nehrin menkıbelerini dinleyerek, uzaktan da olsa onu izleyerek geçti. Onun bir hemşerisiyim, bu nedenle bildiğim, tanıdığım için onu size anlatacağım.

Kızılırmak 11 ilden geçer ama Sivaslıdır. Çünkü doğum yeri Sivas’tır. İlimizin İmranlı ilçesi sınırları içerisinde kalan Kızıldağ’ın güney yamaçlarından doğan Kızılırmak, 1355 km’lik uzun yolculuğu ile Türkiye’de doğan ve buradan denize ulaşan nehirlerin en uzunudur. Geniş bir yay çizerek neredeyse bütün İç Anadolu kentleriyle kucaklaştırdıktan sonra kuzeye dönerek Karadeniz bölgesine girer ve Bafra’da bu uzun yolculuğunu sonlandırarak Karadeniz’le buluşur.

Sivas’tan başlayan yolculuğu sırasıyla Kayseri, Nevşehir, Kırşehir, Kırıkkale, Ankara, Çankırı, Çorum, Sinop da devam eder ve Samsun’un ilçesi Bafra’da son bulur.

Bu ulu nehir, Orta Anadolu’nun çorak topraklarına can suyu götürür, bereket olur. 11 il 45 ilçe toplam 82.205 km²’lik bir yurt toprağı Kızılırmak ile hayat bulur.

Çocukluğumuzda bir yabancının “Su akar, Türk bakar” şeklindeki söylemi tekrarlanır dururdu. Günümüzde bu söylemi artık boşa çıkaracak güzel gelişmeler olmuştur. Kızılırmak Sivas’tan Samsun’a sırasıyla İmranlı, Yamula, Bayram Hacılı, Kesikköprü, Hirfanlı, Kapulukaya, Obruk, Boyabat, Altınkaya, Derbent Baraj ve hidroelektrik santralleriyle donatılmıştır. Enerji Atlasına göre Türkiye’nin hidroelektrik üretiminin %4.29’u bu barajlardan sağlanmaktadır.

Kızılırmak suları tarlalara bereket, sanayiye enerji olarak hayat vermektedir. Dedim ya, biz Sivas’ta Kızılırmak menkıbeleri ve türküleri ile büyüdük. Bunlar hüzünlü hikayeler ve türkülerdi. Bu hikayelerden en bilineni bir gelin alayının köprüden geçerken köprünün yıkılması üzerine gelinin suya kapılıp kaybolup gitmesiyle ilgili olanıdır.

Bu hikâyenin ünlü de bir türküsü vardır.

Köprüye varınca köprü yıkıldı
Üç yüz altı birden döküldü.
Nice yiğitlerin beli büküldü.

Kızılırmak nettin allı gelini
Nasıl yedin benim suna boylumu

Kızılırmak parça parça olasın
Her parçanı bir diyara salasın
Sende benim gibi yarsız kalasın

Kızılırmak nettin allı gelini
Nasıl yedin benim suna boylumu

Diye başlayıp devam eden uzunca sözleri olan bir türkü. Bu türkü ve menkıbesi çocuk belleğimizde derin yer etmiş. Kızılırmak’a karşı korku dolu bir saygı duymama yol açmıştı. Nehir şimdi şehirle buluşmuş ama o yıllarda biraz uzaktan geçerdi. Bugünkü gibi uysal ve ehli görünmezdi. Büyüklerimiz sıkı sıkıya uyarıda bulunurlardı. Kızılırmak’ın nasıl tehlikeli, sürprizlerle dolu olduğuna ilişkin. Güya fark edilmeyen tandır denilen girdapları varmış, ona bir kapıldın mı kurtulmanın imkânı yokmuş. Bu korkuyla kim düşünebilir Kızılırmak’ta serinlemeyi. Bütün çocukluk ve liseyi bitirinceye kadar Sivas’ta geçen ilk gençlik yıllarımda hiç denemedim bunu.

Şehrimizin ulu Ozanı Aşık Veysel de Kızılırmak olgusuna ilgisiz kalmamıştır. Ünlü Kızılırmak şiirinde bakın nasıl anlatıyor bu ulu nehri?

Daima bulanın, asla durulman,
Nedir bu sendeki hal, Kızılırmak?
Çağlayıp akarsın, hiç mi yorulman?
Seni zapteyleyemez göl, Kızılırmak.

Dizeleriyle başlıyor. Uzun uzun anlattıktan sonra,

Veysel’in gözünden çağlayan sular;
Derdim gizli durur, yüzlerim güler,
Seni tutsun beni tutan uykular,
Derin uykulara dal, Kızılırmak.

Dizeleriyle de bitirir.

Çürük köprünün suçunu Kızılırmak’ın üzerine atarak beddualara konu ediliyor. Hırçınlığından, zapdedilmezliğinden söz ediliyor. Üzerine yapılan demir köprüler, hırçınlığına gem vuran barajlar. Onun çevresi için ne kadar uysal ve yararlı olduğunu göstermiştir. Benim çocuk belleğimdeki hırçın, korkulan Kızılırmak imajının yerini artık bize bolluk, bereket sunan, dost bir ulu nehir imajı almış bulunuyor.

Kızılırmak tarihtir dedim. Bilinen tarihin her evresinde adından söz ettiren bir ulu sudur.

Hititler bu ırmağın kıvrımları içinde hükümranlıklarını kurmuşlardır. Hitit Medeniyetinin başkenti Hattuşa, nehrin kıvrımı içinde yer almaktaydı. Hititler nehri Nâr Dır yani Kızılırmak olarak adlandırmaktaydılar.

Antik Yunan döneminde ise Halys olarak isimlendirilmişti.

M.Ö. 585’de Halys savaşı sonunda Kızılırmak Lidya krallığı ile Med İmparatorluğu’nun sınırını oluşturmuştur.

Nehir Pers, Roma, Bizans dönemlerini yaşamış, Türklerin Anadolu’ya gelmesi ile önce Selçuklu, sonrasında Osmanlı İmparatorluğu’nun Sivas, Kayseri gibi önemli merkezlerine hayat vermiştir. Tüm bu medeniyetler döneminde Kızılırmak havzası tarım üretiminin en önemli merkezlerinden biri oldu. Üzeri ve çevresi bu dönemlerden kalan tarihi yapılarla donanmış olan Kızılırmak bugün ise Cumhuriyetimize hizmet etmektedir. Bin yıla yakın bir zamandır Türk’tür, türküleri, menkıbeleri ile bizden biridir.

Ampulümüzdeki ışık, soframızda bereket olan Allah’ın bize armağanı bu ulu nehri size tanıtmak istedim.

İnanıyorum sizlerde ona artık başka bir gözle bakacaksınız.

 

Hakkında admin

Türk Dışticaret Vakfı

Cevapla

Scroll To Top