O. Ertuğrul ÖNEN
“Kış yeni başladı ama daha şimdiden baharı, hatta yazı, nasıl özlüyorum. Acaba sürekli sıcak olan yerler de var mıdır? Oralarda yaşayan hayvanlar ne kadar şanslıdır, mutlaka çok mutludurlar. Çünkü hiç üşümezler.
Açlığa dayanıyorum da şu soğuklar belimi büküyor. O akşam neydi öyle! Yağmur diye başladı, sonrasında kara döndü. Şiddetli rüzgâr kar tanelerini yüzüme vurdukça gözlerimi açamaz hale gelmiştim.
Her zaman sığındığım saçak altıda korumadı beni bu rüzgarla savrulan kar yağışından her tarafım karla kaplandı. Kendimi görebilsem kim bilir ne haldeyim. Soğukta açlık daha çok hissettiriyor kendini. Şöyle yağlı bir parça etli kemik nasıl ısıtırdı içimi, bana güç verirdi. O bana güzel bakan, güzel sözler söyleyen yaşlı kadının sarı boyalı evine kadar gitmek isterdim, o bahçesinin kenarına bizler için hep bir şeyler koyuyordu. Ama bu havada nasıl gidebilirdim oraya.
Soğuk iliklerime işlemişti, iki gündür doğru dürüst bir şey yememiştim. Aklıma güzel şeyler getiriyordum. Vitrinde döne döne kızaran piliçleri düşünüyordum. Kokularını anımsıyordum, karlı havayı piliç kokusu niyetine içime çekiyordum. Ağzıma burnuma kar taneleri doluyordu.
Verseler o piliçlerin hepsini yiyebilirim gibi geliyordu. Ama bu her şeye sahip insanlar bize verirler mi? Bir kuru kemik atarlarsa ne ala. Bu insanlar ne kadar çok şey biliyorlar, nasıl beceriyorlarsa karada, denizde, havada olması fark etmiyor. İstedikleri her şeyi elde edebiliyor, tüm diğer canlıları yiyebiliyorlar. Allahtan bizim etimizi sevmiyorlar. Bir arkadaşım anlatmıştı. İyi birilerine rastlamış kırlık bir yerlerde. Ona da yediklerinden vermişler. Ne olduğunu bilmeden yediği bu şeyleri anlata anlata bitirememişti. O anlattıkça hepimizin salyaları akıyordu. Acıktıkça anlattırıyorduk. O anlatmaya biz dinlemeye doyamamıştık. Sanki anlattıklarıyla doyuyor, güç kazanıyorduk. Bir gün ben de böyle bir ziyafete denk gelmeyi bizi yaratandan hep diliyordum. Çoğu kez de rüyasını görüyordum. Ne olduklarını bilmeden yediğim bu şeylerden mest oluyordum, uyanınca nasıl üzülüyordum bir bilseniz.
Bizim cinsimizden olup da, insanlarla birlikte onların sıcak evlerinde yaşayanlarımız var. Onların da bir kafası, bir kuyruğu dört bacağı var ama sanki biraz farklılar. Bunların küçük olanlarını insanları kucaklarında gezdiriyorlar.
Bizi nedense hiç sevmiyor insanların köpekleri, her gördükleri yerde bize havlıyor, üzerimize atılmak istiyorlar, insanlar onların bu terbiyesizliklerine, saldırganlıklarına bir şey demiyorlar. Tam tersine bize bağırıp çağırıp kovalıyorlar.
Kanımı donduran, beni tirtir titreten bu ıslak soğuk karanlıktan çıkıp, acaba tekrar aydınlığa kavuşacak mıydım? Sığınacak bir yer bulamazsam bu soğuk bitirecekti beni.
Yerde cansız yatan çok hem cinsimi görmüştüm. Demek onlar da çaresiz kalıp, bu soğuk acımasız, aşsız ekmeksiz dünyaya böyle veda ediyorlardı.
Artık dayanamıyordum, dizlerimin büküldüğünü, bacaklarımın beni taşımaya gücünün kalmadığını hissediyordum. Demek ki benim sonum da böyle gelecekmiş. Nasıl tatlı bir uyku bastırmıştı. Uyursam belki soğuğu ve açlığı da hissetmem, kim bilir belki rüyamda güzel yiyecekler yerim, belki yaz olur, iliğim kemiğim ısınır.
Yumuşak kar tabakasına sanki sıcak bir minder gibi kendimi bırakmıştım, artık gözlerim kapanıyordu. Kar üstümü de bir örtü gibi kaplıyordu. Keyfim ev köpeklerinde bile yok diye düşünüyordum tatlı bir uykuya dalarken.
Başım da yumuşak bir sıcaklık gezinmeye başlamıştı. Bu dokunuş çok hoşuma gidiyordu, güzel rüyalar başlıyor diye seviniyordum. Fakat bu defaki rüyam çok gerçekçi ve oldukça farklı ilerliyordu. Kendimi havalara kalkmış gibi hissediyordum. Yahu ben kuş muyum nasıl havalanıyorum böyle diye düşünürken, sanki rüyadan uyanıyor ve açılan gözlerim bana bugüne kadar hiçbir insan gözünde rastlamadığım bir sevgi ışığı ile bakan o gözlerle karşılaşıyordu. Çizgilerle derinleşmiş bu yaşlı yüzü süsleyen sevecen gözlerin yaydığı ışık sanki beni yaşama bağlayan bir bağ oluyordu. Yaşlı adamın beni kaşkolüyle sarıp sarmalayıp, kucaklayarak ısıttığını anlayınca gözlerim nemlenmişti.
Sıcak yayan bir cismin yanına yerleştirilmiş minderde gözümü açtığımda hemen yanı başımda bulunan kaptaki yiyeceğin yaydığı koku içimi geçirmişti. Ama uzanıp yemeye gücüm yoktu. İlk yemeğimi ancak o gün akşama doğru yiyebilmiştim. Anlayacağınız yaşama yeniden adım atmıştım.
Şimdi beni karların içinden çekip alarak hayatımı kurtaran yaşlı dostuma yoldaşlık ediyorum. Ben de ev köpeği olmanın lüksünü yaşıyorum.
Düşünüyorum da bütün insanlar kötü değilmiş.”
Geçen zamanla gittikçe bozulan insanların dünyasından sıkıldım. Bir başka dünyaya kulak verelim istedim.
Hoş görmeniz dileğiyle.
