Son Haberler
Buradasınız: Anasayfa / Haftanın Yazısı / YÜKSEK ÖĞRENİMDEKİ PERİŞANLIĞIMIZ

YÜKSEK ÖĞRENİMDEKİ PERİŞANLIĞIMIZ

O. Ertuğrul ÖNEN

Bir müddet her halde eğitim, eğitim diye yazıp çizmeye devam edeceğim. Bir toplumu “abad” edenin de, “berbat” edenin de eğitim düzeyi olduğunu geçen hafta elimden geldiğince anlatmaya çalışmıştım.

Bu hafta aynı konuya üniversitelerimizin hal-i pür melali ile devam edeceğim. Bir süre önce gazetelerimizde yer alan haberlere göre dünyanın en başarılı üniversitelerini listeleyen çalışmalar yapan Times Higher Education (THE) nin 2022 dünyanın ilk 500 başarılı üniversiteleri arasında artık hiçbir Türk üniversitesinin bulunmadığı hususu gerçekten bizler için çok düşündüren, çok üzen bir sonuç olmuştur.

Merakla bu listeyi inceledim. Amerika Birleşik Devletleri’nin, Birleşik Krallığın diğer bazı gelişmiş Avrupa ülkelerinin ilk 10’larda, 100’lerde yer alan ismini bildiğimiz üniversitelerinin yanında artık Çin’in, Güney Kore’nin isimlerini zor telaffuz ettiğimiz üniversitelerinin de boy gösterdiğini görmek doğrusu beni şaşırtmadı. Bu ülkelerin son yıllarda hızla bilim ve teknoloji toplumları haline gelerek kalkınmışlık ve refah düzeylerini imrenilecek bir hızla artırmalarının altında yatan başarılı eğitimin en önemli dayanaklarından biri de mutlaka başarılarıyla dünya ölçeğinde beğeni ve takdir toplayan üniversiteleridir.

Biz bu ilk 500’lük listeye hiçbir üniversitemizi sokamazken bizim bir ilimiz kadar nüfusları olan ülkelerden İsrail ilki 198. sıradan Kudüs Habreve Üniversitesi olmak üzere bu listeye 5, Belçika ilki 70. sıradan Ku Leuven Üniversitesi olmak üzere 8, Çek Cumhuriyeti ilki 266. sıradan Charles Üniversitesi olmak üzere 4, Portekiz ilki 295. sıradan Porto Üniversitesi olmak üzere 4, Danimarka ilki 75. sıradan Kopenhag Üniversitesi olmak üzere 4, Finlandiya ilki 104. sıradan Helsinki Üniversitesi olmak üzere 7 üniversite sokabilmişlerdir. Güney Kore ise en iyisi 36. sıradan listeye giren Seul Üniversitesi olmak üzere ilk 100’e 6, ilk 500’e 16 üniversite ile bu listede yer almayı başarabilmişlerdir.

Ülkemizde 57’si İstanbul, 21’i Ankara’da olmak üzere toplam 207 üniversite mevcuttur. Bunlardan 74’ü vakıf üniversiteleridir.

Bizim zamanımızda belki şimdikiler kadar gösterişli üniversite binaları yoktu. Hatırlıyorum ODTÜ yıllarca meclis bahçesinde barakalarda eğitim yapmıştı. Ancak, üniversiteleri gerçekten ilim ve bilim yuvası yapanın öncelikle öğretim kadroları olduğu bilinci egemendi o yılların yönetimlerinde.

Ben yüksek öğrenimimi Ankara Hukuk Fakültesinde yaptım. Bütün hocalarımız doktoralarını yurt dışında yapmışlardı. Cezacılar bu kanunu aldığımız İtalya’da, medeniciler İsviçre’de, ticaretçiler Almanya’da yüksek lisans eğitimlerini tamamlayarak gelmişlerdi. Batıda bu genç insanlar yalnızca ihtisas yaptıkları dallarda iyi yetişmekle kalmayıp, en az bir batı diline egemen olarak ve dünyayı tanıyarak öğrencilerinin karşısına çıkıyorlardı. Kaldı ki, kürsülerinde asistan olarak görev aldıkları onların hocaları da aynı yollardan geçmiş yetkin insanlardı.

Biz onlardan sadece bilgi almıyorduk, çağdaş insan olmanın gereklerini de öğreniyorduk.

Dolayısıyla, eğitim sağlam temeller üzerinde yükseliyor, ülkeye iyi yetişmiş mesleğinde ehil kişiler sunuyorlardı.

Anadolu’nun en uç noktalarına kadar yayılmış üniversitelerimizin olması mutlaka iyi bir şey. Ancak, yasa çıkarmak, bina yapmakla üniversite kurulmuş sayılamaz. Bir üniversitenin en önemli varlığı eğitim kadrolarıdır. Aksi takdirde üzülerek çoklukla tanık olduğumuz üzere bilgi yerine belge sahibi olan gençleri talep göremeyecekleri iş piyasalarına salarak aile ve ülke ekonomilerine zarar vermekten o gençlerin gelecek umutlarını karartmaktan öteye bir sonuç elde edemezsiniz.

Son yıllarda üniversitelerimizin kitle halinde, fazla masrafa gerek duymadan mezun verebildikleri alanlara daha çok ilgi duyup, bu alanlara yüksek sayıda öğrenci aldıklarına tanık oluyoruz. Emek, zaman ve kaynak israfından başka bir faydası olmayan bu uygulamaya maalesef Yüksek Öğrenim Kurumu da kayıtsız kalıyor.

İşte bu nedenledir ki, her yıl birkaç ülkeye yetecek kadar işletmeci, iktisatçı, hukukçu, Arkeolog, Antropolog, Edebiyatçı yetiştirip piyasaya salıyoruz.

Sonrası, doğal olarak hüsran. Kimse eğitimine aldığı alanda iş bulamıyor. Bu gençleri sekreterlik, kasiyerlik, satış temsilciliği v.s. gibi yaptıkları öğrenimle ilgisi olmayan alanlarda mutsuz ve umutsuz çalışırken görüyoruz.

Eğitim kalitesini yükseltmek, eğitimi toplumun ihtiyaçlarına göre planlamak bu kadar mı zor? Ancak, üniversite kapsını bir kazanç kapısı haline getirirseniz ister istemez planlamayı da rafa kaldırırsınız.

Yazık oluyor ülkenin heba olan kaynaklarına.

Yazık oluyor ailelerin dişlerinden tırnaklarından tasarrufla evlatlarının eğitimi için yaptıkları harcamalara.

En önemlisi de yazık oluyor bu gençlerin kaybolup giden yıllarına, umutlarına, dibe vuran yaşam arzularına.

Bir ülkenin en önemli varlığı insan varlığıdır. Bu varlığı çağdaş bir eğitimle buluşturamayan ülkelerin başarıyı yakalaması boş bir hayaldir.

Büyük Atatürk’ün çok veciz bir şekilde ifade ettiği gibi “Bir millet irfan ordusuna sahip olmadıkça, muharebe meydanlarında ne kadar parlak zaferler elde ederse etsin, o zaferlerin kalıcı sonuçlar vermesi ancak irfan ordusuna bağlıdır.”

Başka söze ne gerek.

Hakkında admin

Türk Dışticaret Vakfı

Cevapla

Scroll To Top