Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content
Post Type Selectors
Son Haberler
Buradasınız: Anasayfa / Haftanın Yazısı / BELALI COĞRAFYA

BELALI COĞRAFYA

O. Ertuğrul ÖNEN

Sakın yanlış anlamayın sözüm, güzel yurdumuzun dağına, taşına, ormanına, akarsuyuna, denizine, bize dört mevsimi yaşatan iklimine değil.

Açıklayayım; Türkiye Cumhuriyeti bir imparatorluğun kalıntıları üzerine kurulmuş bir devlettir. 600 yıl Orta Doğunun, Kuzey Afrika’nın, Balkanların, Orta Avrupa’nın egemeni olan bu devlet çok uluslu bir yapıdır. Hatta inanç bakımından da bir bütünlük göstermemektedir.

İmparatorluğun geniş coğrafyasında dil ve dinlerine müdahale edilmeden yaşayan çok sayıda halk vardır. Say say bitmez. Rumlar, Ermeniler, Bulgarlar, Eflaklar, Sırplar, Boşnaklar, Macarlar, Araplar, Kürtler, Berberiler, Yahudiler ve bu büyük devletin taşıyıcı kolonu olan Türkler. İnanç bakımından ise yine çok yapılılık olduğunu görmekteyiz. Değişik mezheplere mensup Müslümanlar, yine farklı kiliselere bölünmüş Hristiyanlar, Museviler.

İmparatorluk 1.Dünya Savaşı’nın sonunda dağılınca Büyük Atatürk ağırlıklı olarak Türklerin yaşadığı Anadolu ve Trakya’nın bir bölümünü Türklerin yeni vatanı olarak belirleyip, bu topraklarda Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni hayata geçirmiştir.

Ancak bir gerçek vardır ki uzun asırlar boyu Osmanlı egemenliği altında kalan ve artık çevremizde devletleşen halklar Osmanlı İmparatorluğu’nun varisi, bir nevi devamı gibi gördükleri Türkiye’ye karşı dostane duygular beslememiş ve bunu çeşitli vesilelerle de göstermişlerdir.

Görevim dolayısıyla Arap ülkelerinin hemen hemen tamamına gitme fırsatını buldum. Hiçbirinde Türkiye’ye karşı içten dostane duygular taşıyanını görmedim. Osmanlının Kavm-i Necip diye onurlandırdığı, aynı dine inandığımız, dillerine, yaşayışlarına müdahale etmediğimiz bu milletin bugün farklı ülkelere bölünmüş halkları 1.Dünya Savaşı’nda düşmanlarımızla ittifak ederek bizi arkadan vurmakta hiç tereddüt etmediler ve günümüzde de o eski yılların kompleksi ile hareket ediyorlar. Esad’ın Suriye’si yıllarca Apo’ya ev sahipliği, Filistin PKK’lılara kamp tahsisi yapmadı mı?

Batımızda, Yunanistan kurulduğundan bu yana sürekli aleyhimize topraklarını genişletmiş, batının daima kollanan çocuğu şımarıklığı ile bize karşı her fırsatı ganimete çevirmeye kalkmamış mı? Ege’yi bize kapatma demek olan karasularını 12 mile çıkarma, kendi küçük adalarına koca Anadolu yarımadası kadar kıta sahanlığı talep etme, anlaşmalara aykırı olarak adaları silahlandırma, aramızın bozulduğunu görünce İsrail ve Mısır’a yanaşma girişimleri bu milletin “megali idea” sapkınlığından hiç vazgeçmeyeceğini göstermektedir.

Diğer bir batı komşumuz Bulgaristan’ın ise orada yaşayan Türk kökenli Bulgar vatandaşlarına uyguladığı asimilasyon politikasını ve bunu kabul etmeyenleri varlarını yoklarını ellerinden alarak ülkeden kovmalarını unutmamız ne mümkün.

Daha batıda Sırplar, Kosova Savaşlarının acısını halen unutamamış görünüyorlar.

Doğumuzda Ermenistan birçok doğu ilimiz, hatta Ağrı dağı üzerinde hak iddia etmek, fırsat bulunca bizi arkamızdan vurmak, birçok diplomatımızı şehit etmek cüretini göstermedi mi?

Kuzeyde, tarih boyunca birbirimizi boğazladığımız coğrafyamızı sıcak denizlere inme rotası gibi gören Rusya.

Bu arada unutmayalım. ABD’yi arkasına alan İsrail, eylemsiz. Arap ülkelerinin bir kısmını sindirip, boyun eğmeyenleri de ABD’ye paramparça ettirerek bu coğrafyada ayrı bir çıbanbaşı olmuştur.

İşte şu günlerde yaşadığımız tüm coğrafyamız için tehlike yaratan, dünya ekonomisini olumsuz etkileyen İran Savaşı ABD’nin değil İsrail’in savaşı olarak öne çıkmıyor mu? Mutlaka bir zenginlik ama petrol de bu coğrafya için bir risk unsuru olmuştur. Dünyanın petrol ve doğalgaz açısından en önemli kaynaklarının burada yer alması, emperyalist güçlerin bu bölgeye ilgisini hep canlı tutmuş ve dolayısıyla bu bölgede petrol nedeniyle hayli silahlı mücadelenin yaşanmasına neden olmuştur.

Kuzeyimizde uzayıp giden Rusya-Ukrayna savaşını da düşünürsek tüm çevremizin ateşle çevrili olduğunu söylemek yanlış olmaz.

Bu belalı coğrafyaya bir de bize dost gözüyle bakmayanları eklersek kullandığımız belalı coğrafya tanımlanmasının bile hafif kalacağı açıktır.

Bu belalı coğrafyada, bir yüzyılı Büyük Atatürk’ün “Yurtta sulh cihanda sulh” talimatını esas alarak kazasız belasız geride bıraktık.

Beladan uzak durarak, caydırıcı bir savunma gücünü daima diri ve ayakta tutarak bu cennet vatanda sulh ve sükûn içinde nice yüzyıllar görelim ve yaşayalım.

Hakkında admin

Türk Dışticaret Vakfı

Cevapla

Scroll To Top