Yaşamım boyunca siyasetten uzak durdum, zararını da görmedim. Bu duruşumun sonucu olsa gerek, siyasi konularda yazmamaya da özen gösteriyorum. Ancak son aylarda belediye başkanları ve milletvekilleri arasında yaşanan ve olağanüstü bir boyut kazanan göç hareketleri tüm toplum gibi beni de etkiledi ve bu konuda bir şeyler yazmaya yöneltti. Yazacaklarım bir siyasi tarafgirliğin eseri değildir. Seçilmiş bir kişinin, seçildiği ve geçtiği yerden bağımsız olarak, seçildiği yerden başka bir yere geçmesinedir söyleyeceklerim.
2020 yılının Aralık ayında Fırıldak ismiyle yayınlanan romanımda dürüst karakter sahibi bir siyasetçi kimliğini temsil eden Celal Merdan’ın bakanlık görevinden istifa etmesinin ardından eşi Lale ile aralarında geçen diyaloğu, şu günlerde yaşadıklarımızla kıyaslamanız açısından buraya çıkarmak istedim.
“Celal Merdan:
— Yarın Meclis Başkanlığı’na milletvekilliğinden istifamı da sunacağım. Partiden de ayrılarak siyasete son noktayı koyacağım.
Lale:
— Bunu yapman şart mı?
Celal Merdan:
— Hayır, değil. Zaten siyasetimizde böyle bir gelenek de bulunmuyor. Partim benim onaylamadığım işler yapıyor ve uyarılarımı hiç dikkate almıyor. Bu nedenle bakanlıktan istifa ettim. Bu partinin milletvekilliğinde kalmaya devam edersem, bu yanlış politikalara destek vermeyi sürdürmüş olacağım. Destek vermediğimi göstermek için milletvekilliğinden de istifa etmem gerekiyor.
Lale:
— Sen de bir başka partiye geç. Ne bileyim, bağımsız da kalabilirsin.
Celal Merdan:
— Kesinlikle olmaz. Bana bu partinin seçmenleri oy verdiler. Onların oylarıyla elde ettiğim bu vekâleti ne bir başka parti için ne de bağımsız olarak kullanmam mümkün değil. Bu benim siyaset anlayışıma ters.”
İnanıyorum, siz de Celal Merdan gibi düşünüyorsunuzdur. Hele bizim siyasi sistemimizde adayları, genel başkan ile yakın çevresinin belirlediği, seçmenlerin adaya değil, partiye oy verdiği gerçeği karşısında seçilmişlerin parti değiştirmeleri, bu kişilerin seçilmiş oldukları partinin oylarını hakları olmadığı hâlde bir başka partiye hediye etmeleri anlamını taşır. Bu tür siyasi göçlerin, göçülen yere itibar kazandırmadığı gibi, göçen kişiye de şan şeref kazandırmadığı, bunların halkın nezdinde alay konusu yapılarak, siyasetin trajikomik bireyleri olarak anıldıklarına tanık olmaktayız. Fırıldak Kubi’yi hâlen unutmadık, değil mi?
Son söz: Halkın emanet olarak tevdi edilen vekâletine saygı gösteriniz, emanete hıyanet etmeyiniz!
