Son Haberler
Buradasınız: Anasayfa / Haftanın Yazısı / BUHARLAŞAN MÜSTEŞARLIK

BUHARLAŞAN MÜSTEŞARLIK

Dönemin başbakanı Tansu Çiller’in teklifi ve talebi üzerine Ulaştırma Bakanlığı Müsteşarlığından yeni kurulan Dış Ticaret Müsteşarlığı’na yatay geçiş yapmıştım.

Yeni teşkilatımda büyük bir coşkuyla karşılandım. Meslek hayatımın en verimli en etkili yıllarını bu teşkilatta geçirmiştim. Önemli görevlerde bulunmuş ve reform niteliğinde bir takım işlere ve yeniliklere imza atmıştım.

Bu nedenle özellikle teşkilatın genç kuşakları tarafından sayılıp seviliyordum. Bana karşı gösterilen coşkunun temelinde bu gerçekler yatıyordu.

Bu yapının sorunlarını, imkânlarını ve ülkeye nasıl daha iyi hizmet vereceğini biliyordum.

Yeni bir kurumla, kurulacak yeni kadrolarla ve yepyeni bir heyecanla kolları sıvadık.

Öncelikle Hazine Müsteşarlığı ile ortak birimlerin ayrılması, menkul ve gayrimenkul malların paylaşılması gibi acil sorunların halledilmesi gerekiyordu.

Gayrimenkul sorunu diye bir sorun kalmadığını hemen ertesi gün öğrendim. Hazine’den arkadaşlarımız eskiden birlikte oldukları Maliye ile acilen kısa devre yaparak müştereken oturduğumuz binanın tescilini, yangından mal kaçırır gibi Hazine Müsteşarlığı’nın üzerine geçirmişlerdi. Bu davranış gerçekten bizi üzmüştü. Uzun yıllar aynı teşkilat içinde birlikte çalıştığımız Hazine’den arkadaşlarımızın bu tutumu kabul edilebilir gibi değildi. Bu husustaki üzüntülerimi Hazine Müsteşarı arkadaşım Osman Birsen’e de açıkça ifade ettim.

Hayat devam ediyordu. Devletin kurumu açıkta kalacak değildi ya. Nasıl olsa başımızı sokacak bir yer bulacaktık.

Ancak, istenmeyen personelin diğer tarafa gönderilmeye çalışılmasından, kütüphanedeki kitapların paylaşılmasına kadar zaman zaman bana kadar uzanan paylaşma kavgaları yaşanıyordu.

Bir yandan bunlarla uğraşırken, diğer yandan günlük çalışmamın önemli bölümü Başbakanlık konutunda veya Başbakanlıkta toplantılarda geçiyordu. Daha önce Enerji Bakanlığında müsteşar yardımcısı, Ulaştırma Bakanlığında müsteşar olarak görev yapmamın ve her şeyden önce başbakanın bana olan güveninin bir sonucu olarak başkanlığında yapılan, konumla ilgili, ilgisiz hemen her toplantıya benim de katılmamı istiyordu.

Yeni kurulmakta olan Dış Ticaret Müsteşarlığının bu en kritik döneminde kendi teşkilatıma, ne yazık ki zaman ayıramıyordum. Hiç yerimde olmadığım için tebrik için arayanlara, gelenlere de geri dönemiyordum. Bu nedenle sonraları birçok arkadaşımın, tanıdığımın kırgınlıklarını gidermek için çaba harcamak zorunda kaldım.

Başbakandan zaman zaman beni bu tür benimle ilgili olmayan toplantılardan affımı istediğimde, “Sen burada bana lazımsın. Senin oradaki kadron dış ticaretin işlerini yaparlar” diye kestirip atıyordu.

Gerçekten geceli gündüzlü bir çalışmaydı. Hayli mesafe almıştık. Geleceğe daha güvenli bakar hale gelmiştik.

Önce dedikodusu çıktı. Ardından gazete haberleri boy gösterdi. Bu haberlere göre Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlıklarının kuruluşuna ilişkin Kanun Hükmünde Kararnameler aleyhine Anavatan Partisi tarafından yapılan başvurunun bu Kanun Hükmünde Kararnamelerin iptali ile sonuçlanması an meselesi idi. Hatta Anayasa Mahkemesi bu kez, daha önceki teamüllerinin dışına çıkarak yeni yasanın hazırlanmasına kadar bir süre de vermeyecekti.

Bu tam bir kaos demekti. Yakından tanıdığım ve göreve geldiğimde teamüllere çok uygun olmamasına rağmen bu yakınlığımız dolayısıyla bizzat tebrik için ziyaretime gelen Anayasa Mahkemesi Başkanı Yekta Güngör Özden’i arayarak bir randevu talep ettim ve ziyaretine giderek durumu öğrenmek istedim.

Anayasa Mahkemesi’nin kanunun içeriği ile ilgili kararına müdahale etmek tabii düşünülecek bir husus değildi.

Ancak, bir Devlet kuruluşunun dayanak olarak aldığı yasayı iptal ettikten sonra durumu yeniden yasal bir zemine kavuşturmak için süre verilmemesi görülmüş bir uygulama değildi. Benim esas öğrenmek istediğim bu husustu.

Yekta bey beni yatıştırdı. İptal kararı çıkarsa böyle bir şey olmayacağını söyledi. Ben de endişelerimden kısmen kurtulmuş olarak yanından ayrıldım. Fazla değil 15-20 gün sonra bir sabah, süre verilmeksizin yasamızın iptal edildiği acı gerçeği ile karşılaştık.

Dış Ticaret ve Hazine, her iki müsteşarlık resmen buharlaşmıştı.

Personel maaşlarını nasıl alacak, devletin işleri nasıl yürütülecekti? Bir problem yumağı ortaya çıkmıştı.

Sonra Başbakanlık karakuşi bir yorumla, ölmüş olan Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı’nın yeniden dirildiğine karar verdi. Hiçbir hukuki dayanağı olmayan bu yorumla işleri yürüttüler. Deyim yerindeyse ben yaptım oldu metodu geçerli kılınmıştı.

Burası Türkiye idi. Deme olmaz olmaz. Olmaz olmaz.

 *Başkanımız Sayın Ertuğrul Önen’in anlatısıdır.

 

Hakkında admin

Türk Dışticaret Vakfı

Cevapla

Scroll To Top