Son Haberler
Buradasınız: Anasayfa / Haftanın Yazısı / CUMHURİYET BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN

CUMHURİYET BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN

O. Ertuğrul ÖNEN

Cumhuriyetimizin 98’ncı yılını kutlayacağız. Nerede ise bir asıra yaklaşıyoruz. Milletimize ve devletimize cumhuriyet yönetimi altında daha nice asırlar dileriz.

Bu vesile ile Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk ve dava arkadaşlarını bir kez daha rahmet ve minnetle anıyoruz.

Cumhuriyet, Türk ulusunun kulluktan yurttaşlığa geçişinin ve kendi kaderini avuçlarının içine alışının adıdır.

Büyük Atatürk’ün deyişiyle “Cumhuriyet fazilettir” “Cumhuriyet Türk halkının karakterine en uygun yönetim şeklidir”

Muhakkak ki Türk milleti Osmanlı İmparatorluğu’nun asli unsuruydu, ama sonuçta imparatorluk bir milletler topluluğuydu. Türk nüfusu da dâhil imparatorluğun insan topluluğu padişahın kulları olarak nitelendiriliyorlardı.

1876 yılına kadar, yani yaklaşık 600 yıl padişahlar ülkeyi mutlak monarşi ile yönetmişlerdir. Avrupa’da Fransız İhtilali’nden sonra ortaya çıkan özgürlükçü düşünceler Osmanlı’da yaklaşık bir asır sonra etkisini göstermeye başlamış ve ilki 1876-78, ikincisi 1908-1918 arasında olmak üzere imparatorluğun son dönemlerinde imparatorluk halkı meşruti monarşi ile tanışmıştır.

Görüleceği üzere cumhuriyet fikrinin gelişmediği, uygulanmadığı, hatta akıllardan dahi geçirilmediği bir coğrafyada cumhuriyetin doğup, yeşermesi, hayat bulması gerçek bir mucizedir.

İşte bu gerçek mucizeyi gerçekleştiren 19 Mayıs 1919 da Samsun’da Anadolu’nun bağrına bir güneş gibi doğan çağının çok ötesinde bir vizyoner, devlet adamı ve gözü pek kararlı bir devrimci olan Mustafa Kemal Atatürk’tür. Kimsenin, hatta en yakınlarının bile aklının köşesinden geçmezken, bırakın bu fikre yatkın olmayı, hatta karşı görüşü savunurken, o Büyük Adam kafasında bu düşüncelerle Anadolu’ya ayak basmıştır.

Anadolu halkı adına ilk haykırış diyebileceğimiz 22 Haziran 1919 tarihli Amasya Tamimi’nde “Milletin istiklalini, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır” sözleriyle tek dayanağının millet olduğunu ve karar sahibinin de millet olacağının ilk işaretini vermiştir.

4 Eylül 1919’da toplanan Sivas Kongresi’nde ise “Milli iradeyi hâkim kılmak esastır. Milli iradeyi temsil etmek üzere Meclis’i Mebusan’ın derhal toplanması mecburidir” ifadeleriyle artık milletin kendi kaderine egemen olacağını ve egemenlik haklarını seçeceği temsilcileri aracılığıyla kullanacağını açık bir şekilde ortaya koymuştur.

Nitekim 23 Nisan 1920’de toplanan 1. Meclis, 9 Eylül 1922’de düşman denize dökülünceye kadar kurtuluşun tüm aşamalarını kendisini seçen millet adına yönetmiştir.

Atatürk, Kurtuluş Savaşı’nın hemen tüm aşamalarında gücünü milletten almış ve onun seçtiği temsilcileri ile ve onun adına hareket ederek yola çıkarken kafasındaki düşüncelere sonuna kadar sadakatle hareket etmiştir.

O, bu düşünceye, yani hâkimiyetin millete ait olacağı fikrine sonradan gelmiş değildir.

Erzurum Kongresi için orada bulunurken, Mazhar Müfit Kansu’nun yaşadığı bir anıdan anlıyoruz ki, daha o tarihlerde cumhuriyet fikri Atatürk’ün ajandasının ilk sırasında yer almaktadır.

28 Temmuz 1919 sabahı Mazhar Müfit’e seslenir;

-          Mazhar Müfit not defterin yanında mı?

“Hayır paşam yukarıda” cevabı üzerine

-          Lütfen alır gelir misin?

der.

Mazhar Müfit elinde not defteri ve kalem beklemektedir.

-          Bir şartım var. Defterin bu yaprağını kimseye göstermeyeceksin. Sonuna kadar gizli kalacak. Bir sen, bir ben, bir de kalem-i mahsus müdürü Süreyya bilecek. Şartım budur.

Mazhar Müfit’in onaylaması üzerine “Yaz bakalım” der.

-          Zaferden sonra hükümet biçimi cumhuriyet olacaktır. İki, padişah ve hanedan hakkında zamanı gelince gereken işlem yapılacaktır. Üç, fes kalkacak uygar milletler gibi şapka giyilecektir.

Bu sözler üzerine Mazhar Müfit’in elinden kalem düşer. Şaşkınlıkla Mustafa Kemal’e bakmaktadır. Bu bakışlar çok şeyler anlatmaktadırlar.

Mustafa Kemal “Neden duraksadın” diye sorar.

Mazhar Müfit Mustafa Kemal’le senli benli konuşan bir kişidir.

-          Darılma ama paşam sizin hayal peşinde koşan taraflarınız var

diye cevaplar Mustafa Kemal’i.

-          Bunu zaman gösterir. Sen yaz. Dört, Latin harfleri kabul edilecektir.

Bunun üzerine Mazhar Müfit

-          Paşam yeter yeter. Cumhuriyeti başaralım üstü kalsın

der.

Cumhuriyetin ilanından sonra Çankaya’da Mazhar Müfit’in de konuk olduğu akşam yemeklerinde Atatürk,

-          Bu Mazhar Müfit yok mu! Kendisine Erzurum’da şapka giyilecek, Latin harfleri kabul edilecek dediğimde benim hayal peşinde koştuğumu söylemişti.

diye Mazhar Müfit’e takılırdı.

Şapka devriminden sonra Kastamonu’dan dönmekte olan Atatürk otomobille I. Meclisin önünden geçerken meclisin kapısının önünde duran Mazhar Müfit’i görür. Arabayı durdurarak Mazhar Müfit’i çağırır ve sorar.

-          Azizim Mazhar Müfit Bey, kaçıncı maddedeyiz notlarına bakıyor musun?

İşte budur Mustafa Kemal. Sağlam, ayağı yere basan kararlar alan ve adım adım, ilmik ilmik hedefine ulaşan bir strateji ve taktik uzmanıdır O.

Üstelik bir yandan kıt kanaat koşullarda bir milli mücadele verirken, bir yandan da ülkenin geleceğini de planlamaya çalışmaktadır. Ne yazık ki en yakınında olan, bu mücadeleyi birlikte yürüttüğü arkadaşlarıyla da aynı fikir ve idealleri paylaşıyor değildir. Yani fikir ve düşüncelerinde küçük istisnalar dışında pratik olarak “yalnızdır” diyebilirsiniz.

İşte bu görüşümüzü en iyi destekleyen bir anıyı sizlerle de paylaşmak isterim.

Mudanya Mütarekesi yeni imzalanmıştır. Yani artık savaş fiilen bitmiş sayılır. Şimdi ülkenin barış dönemi meselelerini konuşmanın zamanı gelmiştir.

Bir gün Rauf Orbay Mustafa Kemal’e “seninle konuşmak istediğim bir takım hususlar var” diye onu Rafet Bele’nin Keçiören’deki evine davet eder.

Sohbeti ciddi konular izler. Rauf Orbay “Mustafa Kemal’den padişahlığın ve halifeliğin kalkmayacağına, cumhuriyet ilan edilmeyeceğine dair “ kendisine söz vermesini ister.

Bunun üzerine Mustafa Kemal,

-Peki sen ne düşünüyorsun der

Rauf Orbay,

-Ben padişahlık ve halifelik onuruna gönül ve duyguyla bağlıyım. Çünkü benim babam padişahın ekmeğiyle yetişmiş, bu mevkilere gelmiştir. Benim de kanımda o ekmeğin kırıntıları vardır. Padişaha ve halifelik onurunu ortadan kaldırmak, onun yerine başka bir düzen koymak, yıkım ve çöküntüye yol açar.

diye cevaplar Mustafa Kemal’i.

Mustafa Kemal aynı soruyu Rafet Bele’ye de sorar.

O da,

-Rauf beyin bütün düşünce ve görüşlerine katılıyorum. Gerçekten padişahlıktan, halifelikten başka bir yönetim söz konusu olamaz.

der.

Ali Fuat Cebesoy ise kendisine aynı sorunun yöneltilmesi üzerine,

-Ben Moskova’dan yeni geldim. Durumu değerlendirmedim şimdi görüş belirtmeyeceğim

diye, görüş ifade etmekten kaçınır.

Onun en yakınındakiler bile kulluktan, yurttaşlığa geçme fikrine hazır değildirler. Şimdi onun cumhuriyeti hangi koşullar altında gerçekleştirdiğini herhalde daha iyi anlıyorsunuzdur sanırım.

9 Eylül’de ordularımız İzmir Vilayet binasına bayrağımızı çektikten sonra artık ülkenin geleceğini şekillendirmeye gelmiştir sıra.

1 Kasım 1922’de Saltanat kaldırılmıştır.

2 Ağustos 1923 tarihinde ikinci meclisin toplanması ile, 1921 tarihli anayasanın değiştirilmesi de gündeme gelmiştir. İstanbul’daki saltanat yanlısı gazeteler de bu vesileyle yeniden konuşulmaya başlanan cumhuriyetin kabulü fikrine şiddetle karşı çıkmaktadırlar.

Ancak, bir gerçek vardı ki, ülke, egemenliğini kendi ellerine almış bir milletin, seçtiği temsilciler vasıtasıyla yönetilmektedir. Geriye kalan artık bunun adını koymaktan ibarettir.

O günlerde bir dahiliye vekili seçimi sorun olmuştu. Zira meclisin her vekili ayrı ayrı seçmesi gibi zor işleyen bir ana yasa  sistemi vardı. Başbakan Fethi Okyar, dahiliye vekili seçiminde istediği sonucu alamayınca, hükümetin istifasına karar verildi ve Vekiller Heyeti 27 Ekim 1923’de istifa etti.

28 Ekim akşamı Çankaya Köşkü’nde Mustafa Kemal’in misafirleri arasında İsmet Paşa, Kazım Paşa, Fethi Bey, Kemalettin Sami Paşa, Halit Paşa, Rize Mebusu Fuat, Afyon Mebusu Ruşen Eşref de yer almaktadırlar.

Mustafa Kemal misafirlerine “Efendiler yarın Cumhuriyeti ilan edeceğiz” diye kararını açıklar. Yemekten sonra Mustafa Kemal İsmet Paşayı alıkoyar. Birlikte bir anayasa taslağı hazırlarlar.

29 Ekim sabahı Halk Fıkrası grubu halen kabine değişikliğini görüşmektedir. Görüşmeler çıkmaza girmiştir. Bunun üzerine meseleyi çözmesi Mustafa Kemal’den istenir. Mustafa Kemal onlardan bir saat mühlet talep eder. Bir saatin ardından kürsüye çıkar ve yönetim biçiminin cumhuriyet olması halinde bir sorun yaşanmayacağını ifade ile anayasa değişikliği teklifini sunar. Yapılan görüşmeler sonucunda teklif alkışlarla kabul edilerek Cumhuriyet ilan edilir.

Kabul edilen 29 Ekim 1923 tarih ve 364 sayılı Kanun’un 1.maddesi şöyledir;

“Hakimiyet bilâ kayd-ü şart milletindir. İdare usulü halkın mukadderatını bizzat ve bilfiil idare etmesi esasına müsteniddir. Türkiye Devleti’nin şekl-i hükümeti Cumhuriyettir.”

19 Nisan 1925 tarihinde kabul edilen 628 sayılı kanunla da 29 Ekim 1925’den itibaren cumhuriyetin ilanı resmi bayram olarak kabul edilerek kutlanmaya başlanmıştır.

Cumhuriyet Büyük Atatürk’ün en önemli devrimidir. Türk Milleti onun bu mümtaz eserini sevmiş ve bir asırdır korumuştur ve atasının “Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır” vasiyetinin gereklerini yerine getirecektir.

Işıklar içinde uyu Büyük Önder, kurduğun ve “benim en büyük eserim” dediğin Cumhuriyet ilelebet yaşayacaktır.

Not: Bu yazı daha önce web sayfamızda 28 Ekim 2019 - 4 Kasım 2019 tarihlerinde iki parça olarak yayınlanmıştır.

Hakkında admin

Türk Dışticaret Vakfı

Cevapla

Scroll To Top