Son Haberler
Buradasınız: Anasayfa / Haftanın Yazısı / ÖZEL SEKTÖR GÜZEL SEKTÖR
BÜROKRASİDEN ÖZEL SEKTÖRE ( IV)

ÖZEL SEKTÖR GÜZEL SEKTÖR
BÜROKRASİDEN ÖZEL SEKTÖRE ( IV)

Artık özel sektördeydim. Yurt içi ve yurt dışında yirminin üzerinde şirketi, İstanbul, Çorlu ve Edirne’de üretim tesisleri, turizm alanında yatırımları olan genç bir şirketin gelişmeye çok açık yapısının bir temel taşı da ben olmuştum. Holding yönetim kurulunda Kemal beyin iki kardeşi dışında, benimle birlikte bir profesyonel daha yer alıyorduk.

Toplantıdan toplantıya İstanbul’a gidiyordum. Orada bulunduğum zaman kullanabileceğim bir çalışma odası gösterildi. Yine İstanbul’da olduğum sürelerde kullanmam için bir şoförlü arabada verildi. Göreve başladığımın henüz ikinci ayındaydım. Kemal Şahin telefonla aradı. Bana “Ağabey’’ diye hitap ediyordu ve bu hitap tarzı benim de hoşuma gidiyordu.

“Ağabey, biz zaman zaman holding üst düzeyi olarak koordinasyon toplantıları yapıyoruz. Gelecek hafta yapılacak olan toplantıya katılmanı bekliyorum. Böylece arkadaşlarla da tanışırsın” dedi.

Toplantı Yeşilköy’deki Polat Otel’de idi. Yemek yenildi. Sohbet edildi. Sonra toplantıya geçildi. Önce Kemal Şahin şirketin durumu ve beklentileri ile ilgili bir konuşma yaptı. Ardından sözü bana getirerek “Aramıza yeni bir arkadaşımız katıldı. Ertuğrul beyi size tanıtmak isterim. Kendisi uzun yıllar devlette üst düzey görevler yapmış, son olarak Dış Ticaret Müsteşarlığı görevinde bulunduktan sonra emekliye ayrılmış, çok tecrübeli bir kişidir. Kendisine aramıza hoş geldin diyorum” dedikten sonra, sözü bana vererek bir makroekonomik tahlil yapmamı istedi.

Ben de Kemal beye iltifatları için teşekkür edip, bu şirketler topluluğunun gelişmesi için onlarla beraber çalışmaktan, çaba göstermekten mutluluk duyacağımı ifade ettikten ve hazır bulunanları selamladıktan sonra Kemal beyin talep ettiği doğrultuda bir konuşma yaptım.

Toplantıdan sonra Kemal Şahin’le birlikte ayrılırken çok samimi bir ifadeyle “Ağabey sen bize geldikten sonra konuşman düzeldi. Yaptığın konuşmayı çok beğendim” demesin mi…? Şaşkınlık içerisindeydim. “Kemal, ben iki aydır sizinleyim. Kaldı ki çoklukla Ankara’dayım. Ben otuz yıl Devlette çeşitli kademelerde çalıştım. Hayatım çok değişik ortamlarda konuşma yaparak geçti. Konuşmamı nasıl sizin burada geliştirmiş olabilirim?” demekten kendimi alıkoyamadım. Şimdi bu söylediklerime ne cevap verdi hatırlamıyorum.

İstanbul’da bulunduğum günlerde akşam bir randevusu, toplantısı varsa Kemal bey mutlaka benimde kendisiyle birlikte olmamı istiyordu. Tanımayanlar olursa beni “Eski müsteşar, yönetim kurulu üyemiz” diye takdim ediyordu. Tanıyanlara ise “Ertuğrul Bey artık bizimle çalışıyor” diyordu. Benim için doğal olarak bir mahzuru yoktu. Şahinler Holding yönetim kurulundaydım. İstanbul’da akşamları ise esasen yapacak başka bir uğraşım yoktu. Ancak, sezgilerim benim bir statü sembolü gibi kullanıldığımı söylüyordu.

Bu birlikte olduğumuz dönemlerde bir gün, aynı anda bir yere ya girecektik, ya da çıkacaktık. Kapının önünde Kemal Bey bir hamle ile önüme geçti. “Ağabey, sen devlette iken biz hep sana yol veriyorduk şimdi müsaade edersen ben önden geçeyim” dedi. Bana “Artık patron benim” demek istiyordu. Aslında bunu bu şekilde ifade etmesine hiç gerek yoktu ben onun patronluğunu tartışılır hale getirmek için orada görev almamıştım. Şirketin kurucusunun ve sahibinin Kemal Şahin olduğunu ben de, kendisi de, üçüncü kişiler de dâhil herkes biliyordu.

Özel sektörün tanımadığım dünyasıyla, gerçekleriyle ile yüz yüze geliyordum.

Kemal beyle aslında fazla bir arada olamıyorduk. O, zamanının yarısını Almanya’da geçiriyordu. Bense İstanbul’a zaman zaman gidiyordum. Çoğu kez onun İstanbul’da olduğu zaman ben olmuyordum. Benim olduğum zamanda o olmuyordu.

İlk aylarda bir gün Kemal bey “ Bir müddet sonra sen de bizden biri olacaksın ve her şeye içerden bakacaksın daha fazla eskimeden ve bizden biri olmadan bizimle ilgili tespit ve önerilerini bir rapor haline getir” diye bir talepte bulundu. Doğru bir istekti. Birkaç aydır onlarlaydım. Ama, henüz daha çok yeniydim. Ancak, mutlaka gözlemlerim, tespitlerim vardı. Doğal olarak önerilerim de olacaktı.

Hiç zaman kaybetmeden çalışmaya başladım. İstanbul’da kalış sürelerini uzatarak, yeni gözlemler yaparak, bir ay dolmadan hayli ayrıntılı bir rapor yazdım.

Kemal bey Almanya’dan döndüğünde ziyaretine giderek masasına koydum. “Nedir bu?” dedi. “İstediğin rapor” dedim. Aldı, dalladı. “Teşekkür ederim ben okuyum sonra üzerinde görüşürüz dedi”.

Aradan aylar geçti ben hatırlatmıyorum. Kemal Şahin de rapor konusunu açmıyordu.

Bir gün “Kemal ne oldu raporu halen okuyamadın mı, ne zaman tartışacağız?” diye sormaktan kendimi alıkoyamadım. Cevabı ilginçti: “Ağabey, ben raporu okudum. Yazdıklarının çoğu doğru tespit ve öneriler. Ancak, bu öneriler bize uymaz. Ben daha gencim, senin dediklerini uygularsak ben ne iş yapacağım” dedi.

Böylesi bir cevabı beklemiyordum. Çünkü ben kurumsallaşmayı, çağdaş yönetim yöntemlerini öneriyordum. Sistemin, belli bir büyüklüğe ulaşınca tek kişinin hem yönetimi, hem denetimi ve dahi vizyonuyla yürümesinin zaman açısından imkânsızlığının altını çiziyordum.

Oysa, Kemal Bey yurt içi ve yurt dışındaki tüm şirketleri bunların yöneticileri olsa da bizzat yönetmek ve denetlemek gayreti içerisindeydi. Doğal olarak her yere zamanında yetişmesi mümkün olmuyordu ve bunu kendisi de itiraf ediyordu.

Ben artık bir başka dünyada olduğumu yavaş yavaş sindirmeye ve buranın gerçeklerini kabullenmeye çalışıyordum.

*Başkanımız Sayın Ertuğrul Önen’in anlatısıdır.

 

Nereye kadar.

Hakkında admin

Türk Dışticaret Vakfı

Cevapla

Scroll To Top